23 Tem 2017

Sünnet Gölü Tabiat Parkı

Sünnet Gölü, yer aldığı derin vadinin bir heyelan sonucunda tıkanması ile oluşmuş. Burası tabiat parkı olarak geçse de girişteki gişeler kapalı. Herhangi bir ücret alınmıyor. Göl kenarında bir otel var. Konaklayabilir ya da bir şeyler atıştırabilirsiniz. Biz yalnızca çayır çimen gezip, yön levhalarını inceleyerek gölden ayrıldık zira Ata'nın bu sıralar ilgi alanı trafik işaretleri. Dedesinin eskiden çalıştığı sürücü kursuna ait bir kitap bulması ile daha da tetiklendi her şey. Görsel testleri çözüyor. Hayata uyguluyor, örneğin salondan mutfağa dönerken "Anne dikkat, u dönüşü yasak." diye uyarıyor serseri. Sünnet Gölü üzerindeki yön levhasının ateş altına tutulup, yere serildiğini görünce de epey öfkelendi. Tekrar yerine takmaya çalıştık. Sonra tüm gün söylendi durdu. "Neden bu kötü insanyay tabeyayı kıymış? Bak ateş yapmak yasaktıy işayeti vay ama kötü insanyay dinlememiş hep hep hep mangal yapmış." 





20 Tem 2017

Çubuk Gölü

Çubuk Gölü, Göynük'e giden yol üzerinde aynı adı taşıyan bir köy içerisinde yer alıyor. Sapaktan dönünce karşınıza bozuk bir yol çıkıyor. Toz kalka kalka bir süre ilerlemek durumundasınız. Buralar pek keşfedilmediğinden senesinde içe göçen yolları ile övünenlerin henüz el sürme imkânları olmamış. Dilerim hep böyle saklı kalır zira turizmi ağaç kıyımı sananlar var.








17 Tem 2017

Abant Faytonları

Boyunlarında çanlar; morlara, allara bezeli eyerleri,  kırbaç altında dört nala koşuyor atlar. Arkada beş kişi, kucaklarda çocuklar şarkı söyleyip, keyif çatıyor. Biriyle göz göze geliyorum, bakışlarımda kallavi bir küfür.

Canım sıkkın göl kenarında biraz dolaştıktan sonra, faytonların beklediği alanlardan birine denk geliyorum. "Buyurun gezdirelim abla." diyor sivri suratlı bir seyis. Düşünmeden hınç ile dalgalanıyorum: "Atların ömründe yıl çalayım diye mi?"*

Adam afallamış, biraz duraksadıktan sonra: "Abla bizde plakasız fayton çalışmaz." diyor manasızca. Kenarda iplikleri çıkmış yolluk üzerinde oturan bir amca ayağa kalkıp yanımıza geliyor. "Atların su yalakları nerede?" diye soruyorum ortaya. Sivri suratlı, dudağın ucunda gülümseme aklınca bilgi satıyor: "Atlar yemek - su üstüne koşarsa çatlar."
"O halde milli park kapanana kadar bir şey yedirip içirmiyorsunuz." 
"Yerse, çatlar hanımefendi." Sivri, tutumumu görünce ablalıktan hanımfendiliğe terfi ettiriyor beni. "Yazık, tüm gün aç susuz kalan atların sırtından yemek yiyorsunuz!" Çatlak sesiyle amca giriyor söze: "Kızım, benim atlar yayılıyor tee şurada." Ağaçlar altında yularsız gezinen atlara bakıyorum. Amca devam ediyor: "Ben de arabacıydım, ekmek parası başka işten anlamam. Bir gün hayvanlardan biri koşamaz oldu, stepnede at da yok. Mecbur kaldım, gebe atı sürdüm. Yolda kaykılıverdi. Araba devrildi. Hayvan da öldü doğmamış tayı da. Hem malımdan oldum, hem canım sızladı. Sattım, savdım arabayı ama işten, attan ayrı kalamadım geldim şimdi yine köyden aldığım atları çayıra saldım. Burada isteyenleri bir tur -iki tur ata bindiriyorum. Hayvan kapasitesinin üstüne çıkmıyor, yorulmuyor. Ben de çok şükür yevmiyemi çıkarıyorum." Amca, günah çıkarırken arkalardan bir ses, "Hoop Gaşım!" diyerek,  Sivri'yi çağırıyor.  Yeni müşteriler, yağlana ballanaa faytona bindirilirken amca devam ediyor. "Bu ceketsizler atçılık ne bilmez, dört tekeri takan at koşuyor. Belediyeye parayı veren plaka alıyor, ehliyet alıyor. Bıraksan eşeği dehleyemez bunlar."

Konuşmamızı gelen geçen, pazarlık eden fayton müşterileri tanıklık ediyor. Kulaklarına atlarla ilgili merhamet sözleri çalındığı halde binmekten tek vazgeçen olmuyor. Bütün bunları bilip de "Aman ben binince mi ölecek" anlayışıyla rahatına bakmak niye? Keyifse göl kenarında yürümek daha güzel ya da bisiklete binmek.

Abant'a giriş ücreti 12 lira, bisiklet kiralamanın saati 11 lira, faytona binmenin vicdan azabı ise bedelsiz.

*Bir yerde okumuştum. Atlar yaklaşık 25 yıl yaşarmış fakat fayton çekmeye başlayan bir at en fazla 2 yıl içerisinde hayatını kaybedermiş.