11 Eki 2017

Sarı Begonvil

Buralarda turistlerin en çok fotoğrafını çektikleri çiçek begonvil, hemen ardından ise zakkum geliyor. Begonvilin asıl çiçekleri bu renkli kılıfların içerisinde. Çiçekleri çevreleyen bu kılıfları, yapı olarak kağıt parçalarına benzetiyorum. Kuruyup düştükleri zaman bile biçimlerini koruyorlar. Bu çok yıllık tırmanıcıların en sık rastlanılan renkleri pembe ve mor lakin sarısı da beyazı bir başka güzel. 






26 Eyl 2017

Okulda ilk hafta

Ata, okul öncesi eğitime başladı. Buralarda sıklıkla bahsettiğim birleştirilmiş sınıflı köy okulundan yana seçimimizi kullandık. Daha evvel herhangi bir kreşe gitmemişti. Birkaç defa başarısızlıkla sonuçlanan oyun grubuna yollama girişimim olmuştu. Dizimin dibinde, bensiz tek gün geçirmeden büyüdü. Benim içe kapanıklığımdan o da etkilendi. Yalnızlığı sevdi, sürekli oyuncaklarını konuşturdu. Tek arkadaşı ben oldum. Bu durum, haliyle "Sınıf çok kalabalık, çok sesli." serzenişlerini getirdi.

Okulun ilk günü diğer velilerle birlikte koridorda bekledim. Bazı çocuklar, sınıf kapısını kapattırmıyor, bazıları ağlıyor, bazıları okula dahi girmek istemiyordu. Ata, bir köşede oturuyordu. İkinci gün veliler yarı yarıya azaldı. Ata yine köşedeydi bu defa elinde bir kitap vardı. Ertesi gün, çocuklar çizgi film izliyordu fakat Ata katılmak istemiyordu. Hafta boyunca bahçede oturdum. Annem önceden "Diğer velilerden uzak durursan, çocuğun dışlanır. Aralarına katıl. Annelerle sohbet et, unutma seni sevmezlerse ileride okul dışı etkinliklere Ata'yı davet etmezler." demişti. Bu tembih, aklımdan hiç çıkmıyordu. Yılların öğretmeni annem, beni çok iyi tanıyordu.

Ata için anne grubunun sohbetine katıldım lakin her zamanki gibi dikiş tutturamadım. Bir noktadan sonra konuşacak bir şey bulamıyordum. Sohbet, ilgimi çekmiyor bir yerde tıkanıyordu. Rol mu yapsam diye düşündüm. Tiyatral yeteneğe az çok sahip biriyim, kıvırabilirim. Klasik kadını oynamak ne kadar zor olabilir fakat bu sefer önümüzde uzun yıllar var. Nereye kadar başkası olacağım? En iyisi yine Burcu olmak. Önceki akşam bir dizi başlamış. Onun üzerine konuşma vardı, "Baktın mı diziye?" dedi biri. "Başakşehir maçı vardı, onu izledim." dedim. Kadının yüzünde kocaman soru işareti. "Avrupa Ligi, favori olduğu maçı alamadı, bir de gollü geçer..." cümlem bitmeden toparlandım. Ne diyorum ben yav, çocuğum dışlanacak. "Öyle işte." deyip bakışlarımı üzerimizi kaplayan iğde ağacının yapraklarına kaydırdım.  Kadın, önce şaşkın sonra 'cık cık cık' ifadesiyle başını diğer yöne çevirdi.


Günler geçerken bir köşede kitap okumaya başladım. Karşımda çocuğunu bekleyen bir köy kadını, oya yapıyordu. Biraz sohbet ettik, ineğini damızlamak üzerine, "Bir zaman paytrarı aradım, 'Besiye çekmeden öküze tohumlat.' dedi. Savkırınca sekiz saat geçmesi ilazımmış. Bi dutaydı eyiydi emme dutmadı." Bu sohbet çok tatlı geldi. O ve standart çizgisinin uzağında iki anne bulup, bahçede zaman geçirmeye başladık. Zaten hafta ortasından sonra bizden başka veli kalmamıştı. Bir ara, içlerinden birinin telefon numarasını kağıda yazarken; "Geçen gün de öğretmeninkini kağıda yazdın, kaldı mı böyle? Neden direkt telefona kaydetmiyorsun?" diye sordu. "Alışkanlık." dedim. "Zaten rehberimde on kişi yoktur." deyince şaşırdı. Ben de onlara tüm açıklığımla kendimden bahsettim. "Tek başına olmayı sevdiğimi, onlarla yazışmazsam yanlış anlamamalarını, bunun tamamen benden kaynaklandığını" söyledim. Garipsemiş olsalar da sanırım beni anlamak zorunda kaldılar.

Müdire ile Ata'nın uyum sürecini konuştuk "Çok zeki bir çocuk, kendi kuralları, kendi doğruları var. Bağımsızlığına düşkün. Toplumda böyle şeyler onay görmese de benim nazarımda birey olmanın en önemli evresidir.  Ata, yalnızlığı seviyor diye endişelenmeyin. Normal, kime göre normaldir?" deyince doğru yerde olduğuma bir kez daha kanaat getirdim.

Bir haftanın ardından pazartesi günü, öğle saatlerinde Ata ile konuşup eve döndüm. Eve geç ulaşmak için köy yolundan yürümeye başladım. Öğle yemeğini okula bırakıp dönen servis yanımda durdu, şoför eve bırakmayı teklif etti. Sıcakta yürümek zorladığından bindim. Hem Ata'yı emanet ettiğim şoförü daha yakından tahlil etme fırsatı da bulmuş oldum.

Eve girdim, ayakkabıları çıkarıp, çantamı yere attım. Uzaktan içeriye baktım. Salon, sabah telaşla bıraktığımız gibiydi. Ata'nın oyuncakları, kalemleri, koltuğun üzerinde asla yanından ayırmadığı oyuncağı Elmo. O noktada film koptu. Bulunduğum yere oturup ağlamaya başladım. Bu, ilk ayrılığımız. İçimde gurur, mutluluk ve hüzünle karışık bir ağlamak vardı. Fakat çabuk toparlandım, birkaç saat içerisinde gelecekti. Sevdiği yemeği pişirmek için mutfağa girdim.

Bu sabah ise ilk defa yalnız okula gönderdim. "Aykadaşlayım çok şımayık sevmiyoyum." diye söylendi. Servise bindirdim. Eve çıkınca, bir öncekinden daha ağır bir duygu çöktü üzerime. Henüz anahtar elimdeyken, yeniden çıktım evden. Okuldan ararlarsa, duymalıyım diye her zaman sessizde olan telefon hem sesi açık hem de elimde yürümeye başladım. Sadık Amca gördü, "Hayırdır Burcu?" dedi. Gözlerim dolmuştu, "Ata'yı servise bindirdim." dedim. Gülümsedi. "Sevinç gözyaşları olsun bunlar." dedi. Başımı salladım.  Ata'nın severek 'küçük öğretmenim' diye bahsettiği yardımcı stajyer öğretmeninden fotoğraflar geldi. Ata, sınıfta öğretmenin okuduğu kitabı dinliyordu. Gülümsedim, miniğim artık bebek değildi. Uzun yıllar sürecek eğitim hayatına ilk adımı atmıştı.

13 Eyl 2017

Gün Batımında Alanya

Kıyıdan uzaklaştıkça alçalıyor sesler.
Denizde kayıyor sarsak bir balık ve sulara batıyor ışık.