9 Ara 2017

Tatliş

Günlerdir buralara uğrayamadım. Köpeğim Tatliş, ilkin hafif üşüttüğünü sanmıştım. Veterinere götürdüm iki gün antibiyotik tedavisi uyguladılar. Sonra durumu iyiydi. Onu annemlere bırakıp Ankara'ya gittim fakat her şey daha da kötüye gitti. Ankara'dan apar topar döndüm. Gece sadece burnundan nefes alabildiğini ve sürekli titrediğini gördüm. Günün ilk ışıkları ile soluğu veterinerinde aldık. Röntgen çekildi. Ciğerinin üzeri enfeksiyon ile kaplıydı. Kalp atışlarında aritmi gözlemlendiği için bir de kalbe baktık. Kalpte büyüme vardı. 10 cm olması gereken çeper 12 cm idi. Köpeklerde kalp büyümesi ani ölüme sebep oluyor bunu daha evvel duymuştum. Genç yaşlardaki köpekler bile bu duruma dayanamazken benim 14 yaşına basmak üzere olan pasnavurum bunun üstesinden nasıl gelir? Çalışan dört veteriner hekim ayrı ayrı kalbine baktı. İstişare ettiler, sağ olsunlar çok ilgilendiler. Bir yandan tedavi programını söylerken diğer yandan hazırlıklı olmam konusunda konuştular. Kalp büyüdüğü için yeterli pompalamayı yapamıyor içeride ödem atılamıyordu bu da bünyesindeki enfeksiyonun hayati risk taşıdığını gösteriyordu. Tatliş'in on senedir veterineri olan Koray Bey hekimlik hayatında gördüğü en yaşlı pekinesin Tatliş olduğunu, epilepsi hastası olduğu halde bu yaşa kadar bakabildiğim için çok mutlu olmam gerektiğine dair teselli cümleleri kuruyordu.

Boynundan aşağısını hareket ettirmeye gücü kalmamış köpeğime sarılarak ağlamaya başladım. "Şimdi değil, şimdi değil beni bırakma sakın." sürekli bunları tekrarlayarak ağlıyordum. İğneler, haplar, kucağımda battaniyeye sarılı titreyen küçüğüm. Hava kararmak üzereydi, eve dönerken Tatliş ile yaşadığım her an, her an gözlerimin önünde toz bulutu gibi dağılıyordu.

Eve geldim. Kaslarını tutamıyor, yürüyemiyordu. Kucağımdan bırakır bırakmaz çişini yaptı. Kucağıma yapmamak için yol boyunca tuttuğunu görünce daha da üzüldüm. Sağdan sola bile dönemiyor, boğulur gibi sesler çıkarıp devamlı öksürüyordu. Hiçbir şey yemedi. Ben de öyle. Tüm gece gözünün içine baktım. Nefesini dinledim. Yanında ağlamayıp, onun yaşam mücadelesini yitirmemesi için moral vermeye çalıştım, konuştum, yapacaklarımızı anlattım. Bir hafta bu şekilde geçti. Her sabah veterinere götürdüm üç iğne oldu. Haplarını içirdim. Sonra bir şeyler yemeye çalıştı. Sonra ayağa kalktı, yürüdü, havladı. Kızım geri döndü. Bu sabah kliniğin kapısından girdiğimde öyle neşeli "Günaydın" demişim ki hemen "Atlattı mı?" dediler. Pofuduğumun tedavisi devam ediyor. Enfeksiyon tamamen temizlenene kadar iğnelerini olacak. Ancak kalp büyümesini durdurmak için bundan sonraki yaşamı boyunca sabah-akşam hap içirmek zorundayım. Bir tabletini bile asla atlamamalıyım. Merdiven çıkmayacak, uzun yürüyüşler yasak. Heyecanlanmak yok. Zaten epilepsi olduğu için stresten uzak tutuyordum ama şimdi daha dikkatli olmalıyım. Birden müziğin sesini açmak ya da "Gool!" diye bağırmak yok. İçimden sevinirim, içimden üzülürüm. Ona yansıtmam.

Benim dünyalar güzelim, basık burunlum, kollarımda büyüttüğüm, bana endişe ve korku dolu bir hafta yaşattı ama atlattı. Hatta klinikteki yeni mezun stajyer kız, veterinerimize dönüp "Hocam bu yaşta bu nasıl mümkün oluyor?" diye sordu. "Mucize gibi." diyerek gülümsedi hekim. Ben biliyorum, şimdiye dek el uzattığım kimsesiz hayvanların, başını okşadığım köpeklerin armağanı bu dönüş. Cebimdeki son parayla mama aldığım hatta yanımda hiç para yokken tanımadığım bir markete girip "Parayı birazdan getireceğim, şuradaki zayıf köpek gitmeden salam, sosis alabilir miyim?" diye utanarak sorduğum, kendim aç kalsam bile yapamayacağım bir hareketi sahipsiz bir köpek için yaptığım için, yağmurdan sonra ezilmesin diye yoldan alıp çimenlere koyduğum salyangozlar için, yanlışlıkla çantama çıkan karıncayı yuvasına tekrar götürmek için sıcakta yokuşları tırmandığım için, iyilik olsun diye değil, zorunlu hissettiğim, hesabını kitabını tutmadığım, karşılık beklemediğim için bu dönüş. Tüm o canların teşekkürü belki de.

27 Kas 2017

Teşekkürler

Merhaba,

Bitlis'te yatılı okuyan ilköğretim öğrencilerine çorap yollamak istediğimizi yazmıştım. Hayatımda ilk defa böyle bir bağış projesine girdim. Daha evvel hayvanlar için mama toplamıştım fakat böylesine büyük bir iş değildi.

Burada yüz yüze hiç tanışmadığım lakin yazdıklarıyla kendilerini belli eden gönlü güzel insanlar olduğunu biliyordum fakat bu kadar ilgi beklemiyordum. Büyük - küçük demeden paket yağdı. 600 kişilik okul için tam tamına 3725 çorap geldi. Evet! Müthiş bir sayı. Ben size ne diyeyim. Mutluluktan ağlattınız beni. Eve sığamadı paketler. Ata'nın okulundaki atölye odasında yaş gruplarına göre ayırıp tek tek hediye paketi yaptık. İkisi Bitlis'te, biri Erzurum'da olmak üzere üç yatılı bölge okulu için koliler hazırladık.

Buradaki blog arkadaşlarımın çoğu ilgi gösterdi. Çevresi ile iletişime geçip sayıyı çoğaltan, elinden geldiğince paket yapıp gönderen, içlerine minik minik notlar ekleyen, yollayamayıp da duyuruyu paylaşan...

Mersin, Balıkesir, Ankara, İzmir, İstanbul, Antalya, Sinop, Tekirdağ, Çanakkale...

Bağışta bulunan arkadaşların isimlerini tek tek yazmayı çok isterdim ama bir kişiyi bile atlarım diye korkuyorum çünkü çok fazla paket geldi. Başlarda isim-il ve sayı olarak notunu alıyordum ama sonradan bir yığılma olunca ipin ucu kaçtı. Çorap dışında, ısrarla ortak havuz oluşturup bağış yapmak isteyenleriniz oldu. Birebir yerinde olmadığım için denetimsizlik yüzünden bu sorumluluğu alamadım. Para yardımı ciddi bir iş, yerine ulaştığından emin olmam için Bitlis'te bulunmam şarttı. Bir şeyler yapma arzunuz, insanlığa dair bitmiş umutlarımı yeşertti.

Bu projeyi Twitter üzerinden de duyurmuştum. Orada beni tanımayan insanlar haliyle durumu sorguladılar. İnsanlara uzun uzadıya laf anlatmak, güven kazanmak benim gibi biri için cidden zorlu bir süreçti. Kimisi yardım etmediği halde çorapları cebe atma ihtimali ile suçlamada bile bulundu. Kimisi ise hiçbir şey sormadan adres istedi. "Bir şey sormayacak mısınız?" dediğimde, "Yurtta büyüdüm." yazdı. O anda el ele tutuşmanın güzelliğini taa derinde hissettim.

On yıldan daha uzun bir süredir görüşmediğim bir arkadaşım vardı, Uğur. Yazıyı okur okumaz, "Ne yapabiliriz?" diye sordu, iş yeri birlikle bir okula yetecek kadar çorap gönderdi.

Fenerbahçe basketbol tayfa. Burayı okumayacaklar biliyorum ama içlerinden biri iletimi grubuna iletmiş. Çorap dışında bir şeyler yapmak istediler. Okula 600 mont yolladılar.

Erzurumspor, direkt okula kolilerce ev ayakkabısı, oyuncak, futbol topu yolladı.

Paketler yola çıktı. Dağıtımdan fotoğraflar gelince paylaşacağım.

Başardık! Bir kıvılcım, ateş oldu ısıttı yürekleri. Evlerinden uzakta, yurt yataklarında uyuyan çocuklar adına hepinize çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız.




10 Kas 2017

Öldüğünü Söyleme Sakın

Ata, bugün ilk şiirini 10 Kasım etkinliklerinde, Atatürk için okudu:
"Doktor doktor kalksana, lambaları yaksana..."

Evdeki ezberlerden birinde dayanamadı; "Ben Anıtkabir'e gidip, Atatürk'ü oradan çıkarıp doktora götüreceğim. Oradaki askerler kötü askerler mi Atatürk'ü hastaneye götürmüyorlar?" İzah etmeye çalıştım. Diretti yine.
Akşam üzeri Koç'un hazırladığı tanıtım filmini izlerken ağlamaya başladım. Yanıma geldi, "Merak etme Atatürk gelecek, az kaldı anne. Ağlamadan kibarca bekle." dedi. "Dönmeyecek oğlum neden anlamak istemiyorsun." deyiverdim düşünmeden.
Durdu bir müddet, büzdü dudaklarını; "Çünkü çocuk kalbim var benim. Sen öyle söyleyince hayallerim kırılıyor. Bir daha öldüğünü söyleme sakın."