18 Kas 2007

Ahşap Ev

Dayımın evine gidiyorum.Sivas'ın Ulaş ilçesine...Dayım bir orman işçisi., Ulaş'ın koru ormanındaki ölü ağaçları topluyor.Onu uzun zamandır görmüyordum, beni özlemiş olmalı. Eve geliyorum. Kapıyı çalıyorum açan olmuyor. Kapının üzerindeki anahtar dikkatimi çekiyor. Kapı kilitli olmalı. Sanırım dayım anahtarı bilerek bırakmış. Bu kilidi pek kullanmadığı aşikar zira yağmurlardan ötürü kilit paslanmış, ahşap şişmiş. Nihayet kapıyı açıp, içeriye giriyorum. Bu ev tıpkı bir müze gibi ya da bir ölüm hücresi .Oldukça küçük , yıpranmış ahşap bir ev. Dayımın yıllar önce kendi elleriyle gürgen ağaçlarından yaptığı altı kişilik masa odanın ortasında. Üstünde bir sürahi ve bardak var .Bir de tahta çerçeve... Bu annemin resmi, genç kızlığında çekilmiş; gözlerini yummuş öyle gülüyor.Üzerinde uzun beyaz bir elbise, gelinliği andırıyor. Oysa hiç gelinlik giymemişti annem. Giyseydi eğer dünyanın en güzel gelini olurdu, bundan eminim. Dayım bu fotoğrafı seçmiş, çok daha güzelleri vardı oysa.Annem ölmeden evvel ; "Sen yalnızca görmek istediğini görüyorsun" demişti. Gün batımıydı, Mayıs'ın ilk günleriydi.1998'in baharında annemi kaybetmiştik .Cenazesini hiç hatırlamıyorum. Henüz annemin yokluğunun uyuşturucu etkisinden kurtulamamıştım. Daha sonra yalnız başıma mezarına gittiğimde, kabarık toprağın üzerinde otlar bitmişti. Mayıs ayıydı ve yamaçlar hala karla kaplıydı.
Bu ahşap evle ben artık aynı şeyiz. Pek çok delikten su sızıyor. Ağaçkakanlar ahşap kepenkleri eleğe çevirmişler. Üşüyorum , korkuyorum. Bu evde anneme ait hiç bilmediğim bir hatıra arıyorum. Sırtımda paltom evin her noktasına ayak basıyorum. Dış kapının gıcırtısıyla irkiliyorum.Dayım kapıda beliriyor. Ne kadar çökmüş...Çamurlu çizmelerini çıkarıp kenara atıyor. Bana yaklaşmadan ; "hoş geldin" diyor. Ona sarılmak istiyorum. Daha önce hiç yapmadığım bir şeyi yapmak , dayıma sarılmak istiyorum ama aramızdaki o buz gibi mesafe beni bu düşünceden caydırıyor. Dayım, uzun boyu , siyah gür saçları ve bana Akdeniz'i hatırlatan mavi gözleriyle ne kadar da çok anneme benziyor. Oracıkta duruyorum ... Uzun uzun nasır tutmuş ellerine , yamalı ceketine ve giymekten aşınmış çoraplarına bakıyorum.Ona bakıyorum , dudağındaki buruk gülümsemede annemi görüyorum; sonsuza değin beni bırakmayacağını düşündüğüm annemi...
Güneş Sivas'ı terk ediyor. .Dayım ve ben o müzede cesaretsizce birbirimize bakıyoruz. O, benim yüreğimde kız kardeşini , ben onun gözlerinde annemi görüyorum.

Nisan 06

2 yorum:

  1. Ne desem kendime bilemiyorum gülsemmi kızsammı neden bu kadar alık davrandığımamı yansam , deneme yazını öyle güzel yazmışsınki burdan böyle bir şey aklımda kalmış çok özür diliyorum Allah güzel annene uzun ömür versin lütfen kusura bakma .

    YanıtlaSil
  2. Ben bir blog karşıma çıktığında ilk önce eski yazılarına bakarım. Ne kadar güzel ve sahici bir yazı...

    YanıtlaSil