18 Kas 2007

...

Güz güneşinin son günleri, üzerimde tatlı bir telaş… Temizliyorum gördüğüm her yeri. Masamın üzerini, kütüphanemi, evimi, caddemi…

Her şey hazır olmalı. Bıraktığın gibi temiz, aydınlık olmalı.

Yakında güz bitecek, kış gelecek, çetin şartlarıyla kara kış. Kar yağacak, lapa lapa olacak sokaklar. Kirlenecek dünya kışın çamuruyla. Ama sen kış gelmeden geleceksin biliyorum, kış gelmeden gittiğin gibi. Ilık bir sonbahar sabahıydı terk ettiğinde bizi. Ben uyanmadan gitmiştin, uyanmamı beklememiştin. Küsmüştüm sana içten içe, tıpkı bir çocuk gibi… O dev gibi çınara yakıştıramamıştım, böyle aniden, sessizce terk edişi.

Ben hiç On Kasım sabahını yaşamadım. Sildim o karanlık günü hafızamdan. Hasret ve acı diye ekledim takvim yapraklarına. İzini sürdüm, dokunduğun her şeyi koruyup kollamak istedim ama yapamadım. Ellerinin izi olan her şeyde artık ellerin izi vardı.

Bir gömü gibi saklamışlar bize emanet ettiğin ilkelerini, hapsetmişler maziye devrimlerini, inan çok aradım emanetlerini, bir hazineyi arar gibi… Her bulduğumda aldılar elimden, kıymetli fikirlerini. Kağıt üzerinde kaldı yazdıkların-çizdiklerin, cızırtılı bir bantta kaldı söylevlerin. Unutturdular Atam, sembol olarak kaldın okul duvarlarında. Belletmediler düşüncelerini minik beyinlere.

Nihayet gelişini haber aldım. Bulutlar söylediler, “Mustafa Kemal gelecek” dediler. Gökyüzünden ödünç alacak maviliğini gözlerini bulacak, Güneş’ten ödünç alacak sarılığını saçlarını bulacak, okyanuslardan ödünç alacak derinliğini, yüreğini bulacak, Kemalim geri gelecek.

Günlerden 10 Kasım, gözlerim duvardaki resminde, belki çıkıp gelirsin diye. Bekliyoruz gel, bitsin bu yetimlik… Uzandık gel, ellerini ver bize, fikirlerini ver… Ne olur gel, sana layık olmamıza izin ver… Artık gel, akan gözyaşlarımıza bir son ver.

20 Eylül ‘06

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder