25 Ara 2010

Dikenli Hıyar

Alanya - Toslak Köyü'nde yetişen dikenli hıyarlar dış piyasanın gözdesiyken iç piyasada yeni yeni tanınmaya başlıyor. Pazarlardan aldığımız normal salatalıklar evimizde beşinci günün sonunda tazeliğini yitiriyorsa, dikenliler iki hafta dayanabiliyor. Tadıysa daha belirgin, daha gevrek. Dikenleri, her ne kadar hasat esnasında yetiştiricilerin eline batıyorsa da kasalara dizildiğinde birbirlerine değmelerinden ötürü yavaş yavaş dökülür. Mutfağımıza gelene kadar da tamamen zararını yitirir.













20 Ara 2010

Türk Mucizesi



Turgut Özakman'ın Türkiye Üçlemesini dün tamamladım. Kütüphanemin en güzel köşesini bu seriye ayırdım. Bunlar, "Okudum bitti." denecek türden kitaplar değil, her seferinde yeniden okunabilecek kıymetli başucu eserleri. Türkiye Üçlemesi'ni okurken şimdiye dek etkilendiğim en iyi film olan Kurtuluş filmine olan düşkünlüğümü birkez daha anladım. O da Özakman'ın kaleminden çıkmıştı.

Türk Mucizesi'nin odağı; Mustafa Kemal Atatürk ve çevresinde gelişen olaylar. Türkiye Cumhuriyeti'nin yeşermesi, fabrikalar, demiryolları, yeni kanunlar, devrimler, ayaklanmalar... Dipnotlarla birlikte 845 sayfa süren bu serüven boyunca tattığım hisler tarifsizdi. Sık sık boğazım düğümlendi, gözlerim yaşardı, onurla kabaran yüreğimi susturamadığım anlar oldu. Her satırda Mustafa Kemal Atatürk'ten izler görmek ve bunu iliklerine kadar hissetmek güzeldi...


Bir gün Gazi Afet'e "Bu teşrifattan, sıkılıktan biraz bunaldım." dedi, "Yarın kimseye haber vermeden buradan kaçalım. İki saat özgür olalım."
"Nasıl kaçabiliriz?"
Anlattı, Afet çok güldü.
Ertesi gün Gazi'nin anlattığı basit yöntemle güvenlik çemberini atlatıp saraydan çıktılar. Biraz yürüdükten sonra bir taksiye atlayıp Sarayburnu parkına gittiler. İkisi de sade elbiseler giymişlerdi. Gözlerinde güneş gözlükleri, başlarında şapkalar vardı. Kimse tanımamıştı. Gazi iki kağıt helva aldı. Kağıt helvaları yiyerek, neşe içinde yürüdüler, denizi gören bir sıraya oturdular. Çok geçmeden Gazi bir ses duydu, arkasına baktı.
"Eyvah, bizimkiler geliyor."
Telaş içinde Gazi'yi arayanlar koşar adım yaklaşıyorlardı.


* * *

Doktorlar Atatürk'ün Savarona'dan Dolmabahçe'ye geçmesini istiyorlardı.Deniz havası sağlığına zararlı olmaya başlamıştır. Beş - on adımdan fazla yürüyemiyordu. Bu halde görünmek istemediği için saraya geçmeyi reddetmişti. Gökçen Atatürk'ü ikna etmek için odasına girdi.
"Sen misin kızım?"
"Benim Paşam."
"Saat kaç?
Gökçen zamanı söyledi.
"Zaman da geçmek nedir bilmiyor."
Gökçen yere diz çöküp konuşmaya başladı. Saraya geçmesi gerektiğini anlattı. Ağlamadan bunu yapması için yalvardı. Atatürk sordu:
"Saraya geçecek olursam yaşayabileceğime mi inanıyorsun?"
"Evet Paşam."
"Doktorlar?"
"Onlar da böyle düşünüyorlar, bu nedenle ısrar ediyorlar."
"Peki ama bazılarının beni bu şekilde görmelerine senin gönlün razı oluyor mu?"
Gökçen, bütün ışıkların söndürüleceğini, taşınma işinin el ayak çekildiği saatte yapılacağını anlattı. Atatürk, uzun bir düşünüşten sonra "Peki Gökçen..." dedi "...dediğin gibi olsun."
Gökçen, Atatürk'ün elini öptü. Ağlayarak dışarıya çıktı. Doktorlar ve arkadaşları Atatürk'ün kabul ettiğini duyunca Gökçen'e sevinçle sarıldılar.

11 Ara 2010

Muz nasıl sarartılır?

Alanya'da yaşayıp da muz bahçelerinden meyve toplamayan yoktur herhalde. Malum bu muzlar yeşil haldeyken koparılıyor ve ancak belli bir süre bekledikten sonra tüketiliyor. Bunun için kurulan muz sarartma tesisleri mevcut fakat bireysel olarak bu tesislerden yararlanmak neredeyse imkansız zira bu firmalar sararttıkları muzları toplu olarak piyasaya sürmekte. Tarım programı yapmaya başladığımdan bu yana çok sayıda çiftçi tanıdığım oldu. Muz bahçesi sahipleri de buna dahil. Sık sık bana muz yollarlar tabii yeşil halde. Başlarda beceriksizliğimin kurbanı olup birkaç balya muzu çöpe atmış olsam da artık bu işin hakkını vermeye başladığım kanısındayım. Bu konuda internette çok fazla döküman bulamayıp, sıkıntı yaşamıştım olur ya birgün bir yerlerde yeşil muza denk gelirsiniz çürütmeden nasıl sarartacağınıza dair öğrendiğim yolu paylaşmak istedim.




Muz balyasını taraklara arıyoruz. Böylelikle saklamak ve sarartmak daha kolaylaşıyor. Her bir tarağın yanına bir adet sarı elma koyuyoruz. Portakal yahut karpit de olabilir. Ancak en hızlı ve bozulmadan sarartan elma.



Gazete kağıdı ile paketleyip...



Bir poşet içerisine yerleştiriyoruz. Poşeti de evin soğuk olmayan bir köşesine yerleştirip üzerini ince bir örtü ile örtüyoruz...



Birkaç gün bekleyip, hazırladığımız paketleri açıyoruz ve yüzümüzde kocaman bir gülümseme beliriyor.

7 Ara 2010

Üç minik kardeş için birer melek aranıyor...

Bu güzeller henüz iki aylık ve her biri dişi. Anneleriyle birlikte sokakta bulundular, harika birer bekçi köpeği olacaklarından hiç kuşkum yok. Onlar için birer melek arıyoruz.
İletişim: --

Not: Yuva buldular, emeği geçen arkadaşlara gönülden teşekkürler.




28 Kas 2010

Siyah Çelenk

Geçtiğimiz günlerde Alanya'da Tosmur Belediyesi'ne bağlı olan bir bölgede dört köpek zehirlenerek öldü(rüldü). Belli ki biri ya da birileri içerisinde yaşadığı gezegeni hayvanlarla paylaşmaktan oldukça mutsuzdu. Bunun sorumlusunun -elimizde kanıt olmamakla birlikte- belediye olduğunu düşünüyoruz zira daha önce de ülkenin farklı yörelerinden belediyelerin özellikle sokak hayvanlarını itlaf etme yolu olarak, çöp kenarlarına zehirli kemik bıraktıkları duyumlarını almıştık. Fotoğraflarda gördüğünüz bu insanlar farkındalık sahibi olanlar. Bugün Antalya'dan da katılan dostlarımızla birlikte, zehirlenerek öldürülen patilerin mezarlarından Tosmur Belediye binasına kadar yürüdük, ardındansa katilin kim olduğunu bildiğimize dair ufak bir ipucu veren siyah çelengimizi bıraktık. Gayemiz, bir daha bu gibi olayların tekrarlanmaması. Başta HAYSEV yöneticilerinden Jale Ünsal olmak üzere tüm katılımcılara sokaktaki dostlarımız adına çok çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki farkındasınız.