20 Ara 2010

Türk Mucizesi



Turgut Özakman'ın Türkiye Üçlemesini dün tamamladım. Kütüphanemin en güzel köşesini bu seriye ayırdım. Bunlar, "Okudum bitti." denecek türden kitaplar değil, her seferinde yeniden okunabilecek kıymetli başucu eserleri. Türkiye Üçlemesi'ni okurken şimdiye dek etkilendiğim en iyi film olan Kurtuluş filmine olan düşkünlüğümü birkez daha anladım. O da Özakman'ın kaleminden çıkmıştı.

Türk Mucizesi'nin odağı; Mustafa Kemal Atatürk ve çevresinde gelişen olaylar. Türkiye Cumhuriyeti'nin yeşermesi, fabrikalar, demiryolları, yeni kanunlar, devrimler, ayaklanmalar... Dipnotlarla birlikte 845 sayfa süren bu serüven boyunca tattığım hisler tarifsizdi. Sık sık boğazım düğümlendi, gözlerim yaşardı, onurla kabaran yüreğimi susturamadığım anlar oldu. Her satırda Mustafa Kemal Atatürk'ten izler görmek ve bunu iliklerine kadar hissetmek güzeldi...


Bir gün Gazi Afet'e "Bu teşrifattan, sıkılıktan biraz bunaldım." dedi, "Yarın kimseye haber vermeden buradan kaçalım. İki saat özgür olalım."
"Nasıl kaçabiliriz?"
Anlattı, Afet çok güldü.
Ertesi gün Gazi'nin anlattığı basit yöntemle güvenlik çemberini atlatıp saraydan çıktılar. Biraz yürüdükten sonra bir taksiye atlayıp Sarayburnu parkına gittiler. İkisi de sade elbiseler giymişlerdi. Gözlerinde güneş gözlükleri, başlarında şapkalar vardı. Kimse tanımamıştı. Gazi iki kağıt helva aldı. Kağıt helvaları yiyerek, neşe içinde yürüdüler, denizi gören bir sıraya oturdular. Çok geçmeden Gazi bir ses duydu, arkasına baktı.
"Eyvah, bizimkiler geliyor."
Telaş içinde Gazi'yi arayanlar koşar adım yaklaşıyorlardı.


* * *

Doktorlar Atatürk'ün Savarona'dan Dolmabahçe'ye geçmesini istiyorlardı.Deniz havası sağlığına zararlı olmaya başlamıştır. Beş - on adımdan fazla yürüyemiyordu. Bu halde görünmek istemediği için saraya geçmeyi reddetmişti. Gökçen Atatürk'ü ikna etmek için odasına girdi.
"Sen misin kızım?"
"Benim Paşam."
"Saat kaç?
Gökçen zamanı söyledi.
"Zaman da geçmek nedir bilmiyor."
Gökçen yere diz çöküp konuşmaya başladı. Saraya geçmesi gerektiğini anlattı. Ağlamadan bunu yapması için yalvardı. Atatürk sordu:
"Saraya geçecek olursam yaşayabileceğime mi inanıyorsun?"
"Evet Paşam."
"Doktorlar?"
"Onlar da böyle düşünüyorlar, bu nedenle ısrar ediyorlar."
"Peki ama bazılarının beni bu şekilde görmelerine senin gönlün razı oluyor mu?"
Gökçen, bütün ışıkların söndürüleceğini, taşınma işinin el ayak çekildiği saatte yapılacağını anlattı. Atatürk, uzun bir düşünüşten sonra "Peki Gökçen..." dedi "...dediğin gibi olsun."
Gökçen, Atatürk'ün elini öptü. Ağlayarak dışarıya çıktı. Doktorlar ve arkadaşları Atatürk'ün kabul ettiğini duyunca Gökçen'e sevinçle sarıldılar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder