29 Eki 2010

Çile Köyü

Osmanlı döneminde kamu düzenine karşı suç işleyenleri sürgüne gönderirlermiş. Fotoğraflardaki yöre de o dönemlerde yerleşim yerlerine oldukça uzak olduğundan, bir ıslah etme düşüncesi olarak görülmüş ve bu yüzden ismi "Çile" kalmış. Aslında Çile Köyü, şimdi de merkeze yakın değil, şehri gölgeleyen tepelerin ardında kalıyor. Düşünüyorum da insan bu el değmemiş doğa içerisinde çile değil ancak keyif sürebilir.
















20 Eki 2010

Işıklar İçinde Uyu; Ahmet Taner Kışlalı

Ahmet Taner Kışlalı'yı yitirmişiz on bir yıl olacak. Yobazlığı besleyenler, aydınlığından korktular da yok ettiler onu...



* * *

YARIN 10 KASIM

Yarın tam tamına 59 yıl olacak Atatürk aramızdan ayrılalı.

20. yüzyılda her toplumdan önemli insanlar çıktı... Kahramanlar, devrimciler, devlet adamları... Çoğu çoktan unutuldu. Kimisi halkı tarafından bacağından asıldı. Kimisi halkına ve insanlığa yaptıklarının bedelini intihar ederek ödedi. Kimisinin adı yollardan, alanlardan, kentlerden silindi.

Kimisinin heykelleri yerlerde sürüklendi.

Ama Atatürk hâlâ kafalarda ve yüreklerde. Yarım yüzyıl sonra sanki yeniden doğuyor.

Orta Asya'dan Kafkaslar'a, Atatürk'ü incelemek üzere araştırma merkezleri kuruluyor. Başında bir Bulgar profesörün bulunduğu Balkan Bilimler Derneği, Atatürk'ü yüzyılın en önemli kişisi ilan ediyor.

Ve o yüzbinleri TV'leri başında izlerken heyecanlanan, gözyaşı döken milyonlar... Atatürk'ün hâlâ toplumunun yüzde 84'ünden büyük saygı ve sevgi gördüğünü ortaya koyan kamuoyu yoklamaları...

* * *

Acaba niçin Atatürk yeniden güncelleşti? Niçin yeniden doğdu?

Bunu dört nedeni var.

Birincisi... Dünyanın son yıllarda yaşadığı değişmeler onu haklı çıkardı. Sovyetler Birliği yıkılırken, Yugoslavya kan gölüne dönerken;evrensel ve kalıcı değerleri yakalamış olan devrimcinin Atatürk olduğu görüldü.

İkincisi... Batı'da yüzyıllar boyu kan ve gözyaşı ile elde edilmiş hakları ve özgürlükleri Atatürk'ün devrimi bu topluma zahmetsizce kazandırmıştı. Çabasız elde edilenlerin değeri, ancak onları yitirme tehlikesi ortaya çıkınca anlaşıldı.

Üçüncüsü... Çözülme, parçalanma kuşkusu içine giren toplumlar, varlıklarını koruma içgüdüsü içinde, etrafında birleşebilecekleri ortak bir değer ararlar. Toplumumuz da bu gereksinme içinde Atatürk'ü yeniden keşfetti.

Dördüncüsü... Atatürk'e yönelik saldırılar öylesine haksızlaştı ki, yarattığı tepkilerin boyutları da aynı ölçüde büyük oldu. Doğruya yapılan saldırı, doğru ile eğrinin bilincine varılmasını kolaylaştırdı.

Ve Atatürk... belki kendi yaşamında bile olmadığı kadar güçlendi.

* * *

Atatürk niçin eskimedi?

"Cumhuriyetçilik" ilkesi, demokrasi ile özdeşleşti. Hem de katılımcı, sivil toplumcu bir demokrasiyle... Atatürk devrim için demokrasiyi ertelemedi. Hatta Kurtuluş Savaşı'nı bile demokrasiyle yürütmeye çaba gösterdi... Ve baskı rejimlerinin yıkılması, demokrasi ve özgürlük rüzgârlarının dünyada yeniden esmesi, Atatürk'ün haklılığının yeni bir kanıtı oldu.

Atatürk, aynı topraklar üzerinde yaşayan insanlar arasında bir "biz" duygusu yaratılmadan çağdaşlaşılamayacağının bilinceydi. Ama "Ulusçuluk" ilkesini ne ırk ne de din temeline değil, kültür ortaklığı üzerine oturtmuştu... Bosna - Hersek'te yaşanan insanlık trajedisi, Atatürk'ün haklılığının son kanıtını oluşturdu.

Laikliği kabul etmemiş olan İslam ülkelerinin, bilimin ve teknolojininin gelişmesine katkısı sıfır düzeyinde. Bütün Arap ülkelerinin bilim ve teknolojinin gelişmesine katkısı küçücük bir İsrail'in yüzde 4'ü kadar. Oysa bir zamanlar durum tersineydi. Son yıllarda demokrasi ve özgürlük rüzgârlarından tek etkilenmemiş olan ülkeler, laiklik dışı, kimisi de şeriatçı olan İslam ülkeleri oldu... Ve Atatürk'ün "Laiklik" ilkesinin önemini bir kez daha somutlaştı.

Atatürk'te "Halkçılık", sosyal adaletçilik demekti. Emeğin hak ettiğini alması, toplumda ayrıcalıklı kesimlerin yaratılmaması demekti... Türkiye dünyada gelir dağılımı en bozuk on ülke arasına girdi. Toplumsal barış bozuldu... Ve Atatürk'ün bir ilkesi daha vazgeçilmez oldu.

Atatürk için devlet, geri kalmışlıktan kurtulmanın ve toplumsal adaleti sağlamanın bir aracıydı. "Devletçilik" anlayışı özel kesimi dışlamıyor, tersine "esas" alıyordu. Ama toplum yararının gerektirdiği her yerde devleti görevli kılıyordu... Sadece Güneydoğu'da yaşananlar bile, bölgenin toplumsal - ekonomik yapısının değişmesi için devletin etkin katkısının kaçınılmazlığını gösterdi... Atatürk'ün devletçiliği bir kenara itilerek, bölgesel ve sınıflar arası dengesizliklerin giderilemeyeceğini gözler önüne serdi.

Ve Atatürk eskimedi... Çünkü onun "Devrimcilik" anlayışı, sadece eski kurumların değiştirilmesini öngörmüyordu. Sürekli değişen bir dünyada, sürekli olarak en ileri çözümlerin yaşama geçirilmesini de öngörüyordu.

İlkelerinden sapmayarak, aklın ve bilimin ışığında, "en ileri çözümler"in bulunmasını ve yaşama geçirilmesini...

* * *

Yarın 10 Kasım.

Yarın Atatürk aramızdan ayrılalı tam tamına 59 yıl olacak. Niçin hâlâ güncel, niçin hâlâ dipdiri ve eskisinden de güçlü olduğu üzerinde bir kez daha düşünmenin tam zamanı!

A.Taner KIŞLALI - Cumhuriyet, 9 Kasım 1997

15 Eki 2010

Bizi bu 'vaziyet'te mi bırakacaktın?



Bu sabah Deniz Som'u kaybettik. Bu sabah sustu kalemi. Bizi bu VAZİYET'te bıraktı gitti. Cumhuriyet'te severek okuduğum köşelerden bir tanesi ona aitti. Olaylara hicivli yaklaşımı, kah güldürür kah düşündürürdü. O, hiçbir zaman korkularla yaşamadı, yüzünü karartmadı. Dik duruşunu, cesareti hiç kaybetmedi. Som, Türk basın camiasının omurgalarından bir tanesiydi. Şimdi yerini kim dolduracak, kiralık kalemşörler mi?