11 Tem 2013

Sokak Kedisi Bob



Aslında bu tip kitapları pek okumuyorum daha doğrusu böyle çerez kitaplara harcadığım zamanlar artık çok gerilerde kaldı. Ancak ismini okuyup da kapaktaki sarmanı görünce içeriğine bakmadan, "Bu kitap kütüphanemde olmalı" demiştim.

Kitap, gerçek bir öyküye dayanıyor. Uyuşturucu bağımlısı kimsesiz James'in sokakta karşılaştığı kedi Bob ile kurduğu samimi dostluk ve her ikisinin de yeniden hayata tutunma çabası. Kitap her ne kadar benim can alıcı noktama vuruyorsa da duygu eksikliğini çoğu satırda hissettim gerçi çeviri kitapların hemen hemen hepsinde bu soğuk duyguyla tanışıyorum.

Her sokak hayvanının bir hikayesi vardır. Bilirim ve bu beni hep sarsar. Benimle karşılaştıklarından itibaren evime alamasam da en azından yemek, su ve hasta olduklarında onlarla ilgilenecek bir veteriner sağlayabilirim. Bu bile o canlar için standartın biraz üzeri demek.

Kitaba yeniden dönersem edebi yönden de oldukça eksik olduğunu yazmam gerekecek ama bu kimin umrunda. Yazar, sokaklarda gitar çalarak para kazanan bir adam ve bu satırları içinden geldiği gibi yazmış. Hayvanlara uzak duran insanların mutlaka okuması gereken bir kitap, en azından içleri bir parça ısınır bakarsın bir kedinin yahut köpeğin dostluğuna ihtiyaç duyduklarını fark ederler.

James ve Bob ile tanışmak isterseniz işte buradalar

28 Haz 2013

Ruhsuzluk Durumu

Bu böyle ne kadar sürecek bilmiyorum ama günlerdir bazı anlar dışında surat hep asık. Dört koldan sardı belalar. Hiç mi iyi haber olmaz memlekette! Yok işte, baş döndürücü bir sıkıntı hep hep hep.

Bebeğimi uyuttum, biriken ev işlerinden bir tutamını hallettim. 22 gibi bilgisayarın başına geçtim. Bitirilmesi gereken yığınla iş, kıpkırmızı olmuş tüm bellekler. Buna rağmen oturdum kaldım. Sonra gidip ketıla su koydum, bir sallama yeşil çay yaptım kendime. Döndüm yine masama. Birkaç şarkı dinleyip, başlarım dedim. Yok!

Oldu mu saat 23:26 Sabit girdiğim birkaç site açık, boş boş bir ona tıkla bir buna. Sonra oturduğun yerden dışarıyı izle. Avare avare saçlarını karıştır. El çenede ofla, pufla. Birazdan da uykunun geleceğini bahane et. Zıbar.

Ne çalışmak, ne dolaşmak, ne yemek ne içmek hiçbir şey gelmiyor içimden. Kitap bile okuyamıyorum. İlker Başbuğ'u hala bitiremedim. Güzel kitap esasında, çok güzel kitap da alamadım bir türlü elime. Darmadağınık bir şey oldum işte.

8 Haz 2013

Uyanış

Bloğumu bir süreliğine kararttım. Son günlerde yaşadığımız olaylar öyle canımı acıtıyordu ki değil bloğu açmak, içimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. Sürekli kapalı tuttuğumuz o aptal kutusu bile günlerdir neredeyse hep açıktı. Bir yandan Halk Tv izliyor bir yandan da internet üzerinden olayları takip etmeye çalışıyordum. İnsanın eli kolu bağlı olması çok zor. Özgürlük için sokaklara dökülen çocuklara uygulanan şiddet görüntülerine ağladım. Ben ki bir insan evladı için kolay kolay üzülmem. Irkıma duyduğum o güçlü nefret eridi, gitti işte.

Sonra bir umut filizlendi, 'uyanış' koyduk adını. On iki gündür ayağa kalkan, direnen ve benzersiz bir dayanışma sergileyen bu ulus, benim ulusum diye onurlandım defalarca. Bu iktidarın her şeye para gözüyle bakması, nicedir çileden çıkarıyordu bizi Atatürk Orman Çiftliği, Emek Sineması, Atatürk Kültür Merkezi, Haydarpaşa Garı ve şimdi de Gezi Parkı. Aslında bu liste o kadar uzun ki, adamların yıkmadığı, özelleştirmediği nokta neredeyse kalmadı.

Ben her zaman dini, imanı kimseye bırakmayanlardan uzak durmuşumdur. Kitaplarında sürekli vurgulanan doğa sevgisinin zerresi olmaz bunlarda. Annemlerin bir komşusu var kadın geberdi geberecek ama akşama kadar balkonda ona buna laf yetiştirir. Elinde tesbih, bıdı bıdı arapça bir şeyler mırıldanır. Sonra sırf sitenin içinde dolaşıyorlar diye bulaşık suyunu kedilerin üzerine döker, otoparkta yavrulayan kediye zehir koyar, oynayan çocuklara "defolun buradan gavur tohumları." der. Kadının içi kapkara. O yaşadığı islam da tamamen gösteriş, insanların gözünün içine sokar bakın ben müslümanım, alkış bana gibisinden. Hadi oradan! Sen kitabını açıp okumamışsın bile, istediğin gibi şekillendirmişsin dini. Kendini yaşıyorsun ancak. Bu kadın gibi örnekler o kadar çok ki ne yazık ki gerçekten dindar kesmin dini anlatmasına, bu gibi dincilerden fırsat kalmıyor. Dolayısıyla müslümanlık da bu yobazların eline kalıyor. Herkes kendi açıp okusun, inanan inansın, inanmayan inanmasın ama yok adamlar kendinden olmayana yaşam hakkı tanımıyor ki! Ben seninle aynı şeyleri düşünmek zorunda mıyım! Ben sana bırak oruç tutma diyor muyum? Sen nasıl benim neye inanıp, inanmadığımı sorgularsın. Bu nasıl bir saygısızlık, bencillik.

O kadar doluyum ki sanırım günlerce bu konu hakkında yazabilirim. Ne demiştim ağaç sevgisi de yok bunların evet. Bir de "İki milyar ağaç diktik" diyorlar. Küçük bir araştırmayla fidanların nerelerden alındığı ortaya çıkıyor. Yine bunların genlerinden olan özel şirketler. Belediyeler peyzaj çalışmalarında bile özel firmalarla anlaşıyor. Tarım İl Müdürlüklerinin fidanlıkları ne işe yarıyor. Ben söyleyeyim, örneğin Alanya'da üç sene evvel Tarım İlçe Müdürlüğü'nün fidanlığı vardı. Oba'da merkezi bir yerde. Muhteşem, yayla gibi bir yer. İçerisinde ziraatçiler bin türlü fidan ekiyor, hasat alıyor, hatta fidan dağıtıyorlardı. Ne oldu fidanlık arazisi bölge hastanesi olacak diye özel bir şirkete peşkeş çekildi. İnşaat üç yıldır sürüyor. Hiçbir ilerleme yok. Başka arazi mi kalmadı, güzelim fidanlığı katlettin. Ormanları imara açan bir iktidardan ne beklersin. Yeşillendirme hikaye varsa yoksa rant!
                                      Gazdan etkilenen bir sokak köpeğine yardım eden gençler...


                                                    Eylemcilere gaz maskesi dağıtan asker...

22 May 2013

Şu anda

Atoş mahallenin kedilerini beslemeye başladı bile. Gel pisi pisi'yi kendi lugatınca söylüyor. "Deel bii" diyor. Bu işi kıvıracak gibi. Bir de kedilere mama verdikten sonra peşlerinden koşturmasa. Rahat bırakmıyor ki mamalarını yesin minikler. Bu hafta şuan oyunumda minnoşum ve pisi arkadaşları var.


26 Nis 2013

Oyun Kartları ve Yapbozlar


Ata'nın zihinsel gelişimi için başından beri eğitici oyun kartları kullandım. Henüz birkaç aylık bir bebek için, oyuncak yerine zıt renklerin bulunduğu kartlardan almak hem anne ve bebek arasındaki iletişimi güçlendiriyor hem de bebeğin zeka gelişimine katkı sağlıyor. Bu kartlar 0 - 12 ay arasındaki bebekler için, biz artık pek kullanmıyoruz sadece doldur, boşalt oyunlarında kutu içerisine dizmeye yarıyorlar.

Bir yaşından sonra kelime dağarcığı hızla gelişiyor. Önce civardan bildiği çizimlerden başlayarak, Ata'nın önüne üç kart koyarak başladım işe. "Hani oğlum düt, ver bana" diyorum araba kartını uzatıyor. Sonra sonra yeni kelimeler ekledik ve artık 24lük kart setini tamamladık.

14 aylık bebeğim için sayılar henüz erken olduğundan seçimimi renklerden yana kullandım. Tethys'in renk kartlarından aldım. Öyle işe yaradı ki kartlarda gördüğü renkleri farklı objelerde kullanabiliyor. Örneğin mandallar arasından sarıları seçebiliyor.

Ahşap yapbozları alırken, arkasında 10.aydan itibaren yazmasına rağmen, bu işi kıvırabilir miyiz diye endişe etmiştim. Malum ürün satılsın diye yaş aralığını geniş tutuyorlar. Çok alengirli resimler seçmemeye özen göstererek, dört parçalık yapboz ile başladık. Atoş, her seferinde beni dikkatle izledi ve doğru parçaları yerleştirmeme yardım etti. Şimdi kendi kendine parçaları bulabiliyor, yerleştirirken zorluk çekiyor ama tutarak yerleştirilebilen yapbozlarda uzmanlaşmak üzere olduğunu söyleyebilirim.


22 Mar 2013

Kuru yemiş

Geçtiğimiz gün bir kuru yemiş markasının tanıtım filmini hazırladık. Kurgunun nasıl ilerleyeceğini tasarlayabilmem için çekimlerde fabrikadaydım. Keşke çikolata fabrikası olsaydı da şöyle çaktırmadan ağzıma doldursaydım diye geçirmedim değil içimden. Kuru yemiş ile çok fazla içli dışlı değilimdir. Hele ki bazılarını asla yemem.

Ceviz, çocukluğumdan beri ilk sırayı kimselere kaptırmamıştır. Yağlı yağlı pek itici şimdi şurada kendisinden söz ederken bile dudaklarım büzüşük.

Fındık, aslında zamir olarak çok fazla telaffuz ediyorum ismini ama kendisinden pek haz etmiyorum. İlkokulda bize Çernobilli fındıkları kakalayıp durdular. O dönemlerde yiyormuşum bak, nasıl olduysa zaman içerisinde soğumuşum.

Şam fıstığı, kendisiyle bozuşmamız beş - altı sene evveline dayanır. Lambur lumbur ağzımla kabuklarını açtığım bir dönemde dolgumu kırmıştı da soğutmuştu beni kendisinden. Küsüştük, barışmaya da niyetli değiliz.

Badem, yahu çağla versiyonu ne kadar çekiyorsa beni, kurusu o denli itiyor.

Kuru üzüm, leblebiyle bile çekilmiyor. Tazesi çok daha güzel şöyle yeşil yeşil ama Tarsus çekirdeksizi olacak.

Kaju, çerez alemine yeni düşmüş kendisi ama bana bulaşmasın. Ne tipinde ne de tadında meymenet var.

Geriye tabakta seçilmeyenler kaldı. Nohut, leblebi, tuzlu fıstık ve soslu mısır. Bunlar kabul hatta babamın deyişiyle gabil :)






15 Mar 2013

Üzmeyelim Danaları



Dandini dandini dastana, danalar girmiş bostana 
Ham yapmışlar lahanayı, afiyet olsun onlara. 

Ben hep sözleri bu şekilde değiştirerek söylüyorum, ne bileyim içime sinmiyor danaları üzmek :)

2 Mar 2013

Bebeklerde EEG

Perşembe sabahı rutin kontroller için doktora gittik. Ata'nın ara sıra gözlerinin tıpkı büyük insanlar gibi daldığını söyledim. Doktorumuzda bir panik belirdi hemen bir nöroloğa gitmemizi söyledi, epilepsi olabilir dedi ve dünyamı başıma yıktı!

Alanya'da çocuk nöroloğu yok, hemen araştırdık Antalya'da bu işin ehli Prof. Dr. Şenay Haspolat'mış. Kendisi Akdeniz Üniversitesi bilim dalı başkanıymış, özel muayenehanesinin internet adresine baktım, öyle özensizdi ki "Nasıl yer burası?" diye içime bir kurt düşmedi değil.

Ertesi gün gittiğimizde yine muayenehanenin öyle cafcaflı mobilyalarla döşeli olmayışı beni şaşırttı. Bilirsiniz genelde, özel yerlerde iyi görünmek adına tabloydu ıvırdı zıvırdı kullanılır. Bunlar hep "sizden alacağımız ücreti hakediyoruz." mantığı ile hazırlanmıştır. Oysa Şenay Hoca'nın yeri, öyle sade, öyle iddiasızdı ki yalnızca bilgisini satıyor diye düşündürdü bana. Haklı da çıktım keza.

Hastasıyla ilgili, güler yüzlü, size karşı açık ve net, uzun uzun ve tek tek her olasılıkdan söz eden ne bileyim müthiş bir insan. Öğrencileri çok şanslı olmalı.

Gelelim bizim sonuçlarımıza. Epilepsiye dair en ufak bir bulgu yok, motor gelişimimiz iyi, Ata çok sağlıklı bir bebek. Sözünü ettiğimiz dalmalar da olağanmış. Aslında bu yazıyı eeg öncesinde neler yapılması gerektiğine dair çok fazla bilgi bulamadığımdan paylaşmak istedim.Umarım kimsenin ihtiyacı olmaz.

Bebekler EGG'ye uyurken girdiğinden, çekim öncesi mutlaka bebeğin uykusuz olması gerekiyor. Ata sabah altı gibi uyandığından, Alanya - Antalya arasında dayanamayıp sızdı, ben de yarım saat uyumasına izin verdim. 

Parazitlenme olmasın diye saçlarının temiz olması gerekiyormuş, bir gece evvelden mis gibi yıkanmıştı tospiğim. Yolda da toz toprak olmasın diye dikkat ettim. 

Uyku öncesinde rahatlaması için bir şurup veriyorlar. Atoş, oyun odasının altını üstüne getirdikten sonra yavaştan sızma pozisyonu aldı. 

Sonrasında uyku odasında uyudu miniğim.

EGG odasında uyanır gibi oldu yeniden kucaklayıp biraz şarkı mırıldandım, uyudu. Burada kafasına 28 yerden elektrotlar yapıştırıldı ve bunlar kablo aracılığıyla EEG makinesine bağlandı. Bitime yakın kollarına da iki tane takıp, başının üzerindeki ışığı yaktılar. Onu öyle görmek beni korkuttu. Elini hiç bırakmadım. Yirmi dakikadan fazla sürdü ama sonuçları hemen aldık.

26 Şub 2013

Aydın Yok

Aydın'ı tanırsınız belki, ondan daha evvel söz etmiştim: Arkadaşım Aydınlık

Hatta bir de videosunu eklemiştim: Pazar Yürüyüşü

Aydın, şimdi yok. Cumadan beri ortalarda görünmüyor. Birileri onu semtimizden aldı. Belediyenin adamları. Daha evvel de şikayet var diyerek Aydın'ı almak istemişler, zehirli iğne ile yaralamışlardı. Aydın arka patisinden yaralanmış, tedavi gördükten sonra vücudunda kalıcı bir hasar olmamıştı. Şimdi ölüm timleri yaza hazırlık yapıyorlar. Sokak köpeklerini sessiz sedasız topluyorlar. Turistler gelecek ya, temiz(!) görünmeli değil mi sokaklar?

Bu adamlar devletten ödenek de alıyorlar, o paraları sanıyorum bir tek zehir almak için kullanıyorlar. Kalanı cebe! Ben size ne kadar bela okusam az, lanet olsun sizin insanlığınıza!

Ne istediniz kimselere zararı olmayan Aydınımızdan. Mahalleli bakıyordu ona, seviyordu, karnını doyuruyordu işte. Bir köpeği sığdıramadınız mı turizm cennetinize. Yalnız Aydın da değil, hızla toplanıyor köpekcikler. Her sene aynı tablo, kışın ne yapıp edip baktığımız o köpekler, yaz yaklaşırken birilerinin gözüne batıyor. Biz el ilanları hazırladık, yerel basında toplama haberini yayınlattık, belediye başkanlığına dilekçe yolladık. Daha ne yapalım bilemiyorum.

Ona rastlarsanız lütfen arayın.
İletişim: İlknur Koparal 0506 2980752
ilknurskoparal@yahoo.com.tr


Şu sokaktan geçerken Aydın'ın koşarak yanıma gelemeyeceğini, bana eve kadar eşlik edemeyeceğini bilmek öyle üzücü ki merhametten yoksun olanlara bunu anlatmam mümkün değil.

Bu da Aydın'ın son fotoğrafı oldu, beni yine eve bırakırken. Geçtiğimiz hafta.

22 Şub 2013

Paris'te Son Osmanlılar



Çocukluğumdan beri yılbaşlarında aile arasında çekiliş yapar, hediyeleşiriz, bu sene erkek kardeşim benim ismimi çektiğinde ne yalan söyleyeyim burun kıvırmıştım. Hediye seçimini hep son güne bırakır ve genelde ipe sapa gelmez şeyler alır. Yılbaşı günü beni bir kitapçıdan arayıp, "Abla sende Hıfzı Topuz'un şusu var mı, busu var mı?" diyerek bu kitabı almıştı. Böyle sipariş üzerine hediye alanı da ilk defa gördüm bari gel çaktırmadan kütüphaneme bak, öyle al kitabı. Ama bizimkinde nerede böyle incelik, boşuna hödüğe çıkmadı adı.

Neyse kitabı ediniş hikayem böyle, iki ay geçmiş neredeyse okumaya ancak fırsat bulmuşum ne fena. Araya başka kitaplar girdi ama buraya yazacak kadar kıymetli değillerdi benim için.
Kitabı, Ata oyun oynarken okuyabildim. O yerde oyuncaklarını kırıp dökerken, ben yanı başında birkaç sayfa okuyup, mola veriyor Ata ile ilgileniyordum. Yoksa üzerime çıkıp, onlarca renkli oyuncağın arasında benim soluk kitabımı çekiştirmeye çalışıyordu. Belki de başka şeyle ilgilenmem miniğin canını sıkıyordu kimbilir.

Öyle veya böyle kitap bitti ama zerre tad almadım. Kaçak göçek kitap okudunduğu nerede görülmüş. Güzel bir boşlukta yeniden okumak üzere, fazlasıyla hırpalanmış kitabımı kütüphaneme kaldırdım.


11 Şub 2013

Bursa Yıldırım Belediyesi Hayvan Bakımevi

Bursa Yıldırım'da kaza geçirmiş, hasta yahut yardıma muhtaç sahipsiz bir hayvan görürseniz lütfen görmezden gelmeyin. Belediyenin hayvan bakım evini arayın. Barınağın acil durumlar için bir de ambulansı var, sokak hayvanlarını ücretsiz olarak tedavi ediyorlar.
Bir dost sahip olmak isterseniz, bakımevine mutlaka uğrayın. Pet shoplara prim kazandırmayın, unutmayın hayvanlar mal değildir para ile satılmaz.


Adres: Otosansit - Eski Cumalıkızık Yolu 2.km (Cumalıkızık - Yıldırım), Bursa, 16370
Telefon : 0224 3682829 - 3728381



9 Şub 2013

Annellikte birinci senem

Yarın oğlum bir yaşına basıyor haliyle ben de annelikte ilk senemi doldurmuş oluyorum. Ağzında emziğini bile tutmayı beceremeyen miniğim şimdi tay tay yapıyor. Zaman gerçekten de çok hızlı geçti.

Geçen bir sene bana çok şey öğretti,  dikenlerimi söküp attım bir bir. Sinirli ya da mutsuz olduğum anlarda, bebeğimin beni bu şekilde görmesini istemediğimden zorunlu olarak güldüm; o gülüş birkaç saniye içerisinde sahtelikten çıktı. Bana bakan bir çift boncuk göz, ısıtıverdi içimi, unutturdu her şeyi.

Hiçbir koşulda değişmeyecek olan karşılıksız bir sevgi, tarifi yok, yeri doldurulamaz kuvvetli bir aşk benimkisi... Bunun adına annelik diyorlar.


1 Şub 2013

Bir küçücük kaplancık varmış

Havalar pek güzel, öğleden sonraları minik kaplancıkla yürüyüş yapıyoruz. Bugün Aydın'a rastladık. Bakımlı bir sokak köpeği o. Semt sakinleri Aydın'ın barınak ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılıyor.

Aydın sokağın tek kimsesizi değil, onun gibi birçok pati dostumuz var. Bazıları evlerin bahçelerine yerleşip, kendilerini zorla sevdiriyor. Fotoğrafta bahçe içerisine serilmiş köpeğimiz Aliş, onu bir aile sahiplendi. Mama sırası bekleyen kedicik ise Tutyam, İlknur Ablamızın baktığı kedilerden biri.

Benim küçük kaplanım da hayvanlara bayılıyor. Onlardan bir tanesine rastladığımızda çığlık çığlığa sevinip, gülüyor. Onu tam bir doğa aşığı olarak yetiştireceğim. Hem hayvan korumacılığında erkek olmanın bana göre biraz daha fazla avantajı var. Ruhu kararmış kimselere çoğu zaman söz yetmiyor, kaş çatmak da gerekiyor.

1 Oca 2013

Viki'nin Hikayesi



Köpeğimi gezdirirken görüyordum onu. Bir evin bahçesinde, tek başına öylece duruyor. Tasması hep boynunda, ucu toprağa gömülü bir kazığa bağlanmış. Hareket alanı bir metre kadar. İlgilenmiyordu sahibi, sevmiyordu belli ki.

Sonra sonra sahibini görmeye başladım, 35 yaşlarında, genelde siyah deri kıyafetler giyen bir adam. Yanına gidip, köpeğine neden böyle davrandığını öğrenmek istedim öyle sert bir duruşu vardı ki gidemedim. Mahalleli adamın bir cihazla köpeğe elektro şok uyguladığını söyledi. Köpek cihazı görür görmez kaçmaya çalışıyor, ağlıyormuş.

Yetkili yerlere şikayet edelim, alalım derken adam köpeği terk etti. Hemen geçici olarak bir eve yerleştirdik. Şimdi ona kalıcı yuva bulmamız gerekiyor.

1,5 yaşında, erkek golden. Aşıları tam. Oyuncu ve sevgi delisi. Onu alacak ailenin mutlaka bahçeli evi olması gerekiyor çünkü çok hareketli. Uzun süre bağlı tutulduğundan artık koşmak, oynamak istiyor.

Antalya, İstanbul, İzmir veya Ankara'ya yuvalandırılacaktır.
İletişim için:
Facebook  İlknur Hanım
E-posta :   Patidostlar@hotmail.com