8 Haz 2013

Uyanış

Bloğumu bir süreliğine kararttım. Son günlerde yaşadığımız olaylar öyle canımı acıtıyordu ki değil bloğu açmak, içimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. Sürekli kapalı tuttuğumuz o aptal kutusu bile günlerdir neredeyse hep açıktı. Bir yandan Halk Tv izliyor bir yandan da internet üzerinden olayları takip etmeye çalışıyordum. İnsanın eli kolu bağlı olması çok zor. Özgürlük için sokaklara dökülen çocuklara uygulanan şiddet görüntülerine ağladım. Ben ki bir insan evladı için kolay kolay üzülmem. Irkıma duyduğum o güçlü nefret eridi, gitti işte.

Sonra bir umut filizlendi, 'uyanış' koyduk adını. On iki gündür ayağa kalkan, direnen ve benzersiz bir dayanışma sergileyen bu ulus, benim ulusum diye onurlandım defalarca. Bu iktidarın her şeye para gözüyle bakması, nicedir çileden çıkarıyordu bizi Atatürk Orman Çiftliği, Emek Sineması, Atatürk Kültür Merkezi, Haydarpaşa Garı ve şimdi de Gezi Parkı. Aslında bu liste o kadar uzun ki, adamların yıkmadığı, özelleştirmediği nokta neredeyse kalmadı.

Ben her zaman dini, imanı kimseye bırakmayanlardan uzak durmuşumdur. Kitaplarında sürekli vurgulanan doğa sevgisinin zerresi olmaz bunlarda. Annemlerin bir komşusu var kadın geberdi geberecek ama akşama kadar balkonda ona buna laf yetiştirir. Elinde tesbih, bıdı bıdı arapça bir şeyler mırıldanır. Sonra sırf sitenin içinde dolaşıyorlar diye bulaşık suyunu kedilerin üzerine döker, otoparkta yavrulayan kediye zehir koyar, oynayan çocuklara "defolun buradan gavur tohumları." der. Kadının içi kapkara. O yaşadığı islam da tamamen gösteriş, insanların gözünün içine sokar bakın ben müslümanım, alkış bana gibisinden. Hadi oradan! Sen kitabını açıp okumamışsın bile, istediğin gibi şekillendirmişsin dini. Kendini yaşıyorsun ancak. Bu kadın gibi örnekler o kadar çok ki ne yazık ki gerçekten dindar kesmin dini anlatmasına, bu gibi dincilerden fırsat kalmıyor. Dolayısıyla müslümanlık da bu yobazların eline kalıyor. Herkes kendi açıp okusun, inanan inansın, inanmayan inanmasın ama yok adamlar kendinden olmayana yaşam hakkı tanımıyor ki! Ben seninle aynı şeyleri düşünmek zorunda mıyım! Ben sana bırak oruç tutma diyor muyum? Sen nasıl benim neye inanıp, inanmadığımı sorgularsın. Bu nasıl bir saygısızlık, bencillik.

O kadar doluyum ki sanırım günlerce bu konu hakkında yazabilirim. Ne demiştim ağaç sevgisi de yok bunların evet. Bir de "İki milyar ağaç diktik" diyorlar. Küçük bir araştırmayla fidanların nerelerden alındığı ortaya çıkıyor. Yine bunların genlerinden olan özel şirketler. Belediyeler peyzaj çalışmalarında bile özel firmalarla anlaşıyor. Tarım İl Müdürlüklerinin fidanlıkları ne işe yarıyor. Ben söyleyeyim, örneğin Alanya'da üç sene evvel Tarım İlçe Müdürlüğü'nün fidanlığı vardı. Oba'da merkezi bir yerde. Muhteşem, yayla gibi bir yer. İçerisinde ziraatçiler bin türlü fidan ekiyor, hasat alıyor, hatta fidan dağıtıyorlardı. Ne oldu fidanlık arazisi bölge hastanesi olacak diye özel bir şirkete peşkeş çekildi. İnşaat üç yıldır sürüyor. Hiçbir ilerleme yok. Başka arazi mi kalmadı, güzelim fidanlığı katlettin. Ormanları imara açan bir iktidardan ne beklersin. Yeşillendirme hikaye varsa yoksa rant!
                                      Gazdan etkilenen bir sokak köpeğine yardım eden gençler...


                                                    Eylemcilere gaz maskesi dağıtan asker...

1 yorum:

  1. Ne güzel özetlemişsin, duygular aynı. Selamlar.

    YanıtlaSil