29 Nis 2014

Merhaba Karpuz

Birkaç haftadır raflarda karpuz görüyordum da açık bahçe değildir diye yanına yaklaşmıyordum. Dün pazarda görünce dayanamadım büyükçe bir dilim aldım. Alanya karpuzuymuş, nisan sonunda açık tarlada yetişiyor ama erken hasadın bu kadar tatlı olabileceğini tahmin etmemiştim.
Ata, tabir yerindeyse şapur şupur yedi. Hatta yorulup tavşan gibi hırp hırp dişledi. Anlaşılan o ki Atoş için çileğin tahtı sallantıda.

25 Nis 2014

Hafta Biterken

Nisanın son haftası, zaman çok hızlı geçiyor. Sıcak günler yakında ancak kısa kollular şimdiden bunaltmaya başladı. Yağışsızlığın cezasını kavrularak çekmeyiz umarım. Bu haftadan birkaç kare, herkese iyi hafta sonları.
 

Bakmayın fotoğrafladığıma meyve ile pek aram yoktur. Ancak dalından koparınca yerim, o da anın hazzından ama bu hafta bol bol yeşil erik yedim. Dışarıya çıkarırken bile cebime avuçla doldurdum.


 Pazarda bazı insanlar, tartıda çok çekmesin diye meyve sebzelerin saplarının koparıyorlar. Aslında bir meyvenin sapı ne kadar uzunsa, tazeliğini o kadar fazla koruyor. Meyve kendisini hala dalında hissediyor.  Ben de nerede yeşilli, dallılar var onları doldururum torbama. Bu portiler bahçeden direkt bizim eve geldi. Üzerindeki toz toprak, örümcek ağları bile ne kadar doğal olduğunu gösteriyor.


 Bolulu Hasan Usta'nın profiterolunun üzerine tatlı tanımam.Sipariş verdik, üç dakikada geldi. Sanırsın ki kapı komşusu.


Küçük Van Gogh iş başında. En iyi tuvalleri  de koltuk ve sehpalar. Silinebilir boya kalemi alan aklımı seveyim. Yoksa tüm ev olurdu desen desen.



Okumaya çok fazla zamanım kalmıyor ama tekleyerek de olsa ilerliyor kitap.


 Renkleri pek sevmesem de, vazodaki çiçekler. Bütün hafta masanın üzerindeydiler.


 Ufukta bir taşınma görüyorum. Artık çok deneyimliyim.
Hatta Darth Maul gibi çift ışın kılıcına sahibim.

23 Nis 2014

Kutlu Olsun!

Ata'nın elinden tutup Atatürk'ün huzuruna çıkmayı ne çok isterdim bugün. Evet henüz çok küçük hiçbir şey anlamayacak ama olsun Barış Parkı'ndaki ağaçlar arasında koşacak, 'Üstü başı kirlenmesin özenli çıkalım Gazi'nin karşısına' diye kucaklayıp alacağım. Aslanlı yolda koşacak, düşecek diye korkacağım. Düşecek elbet ama kalkacak. Merdivenleri tırmanacağız birlikte, elimden tutacak ama birkaç basamağı tutunmadan tek başına çıkacak. Şeref Holü'ne girdiğimizde bir ağırlık, bir hüzün çökecek içime yavaşlayacak adımlarım. Ata ise aksine, uçarak gidecek, yüksek tavanlar şaşırtacak onu heyecanlanacak daha da neşeyle koşacak. Bir kasımpatı vereceğiz Mustafa Kemal'e, ardımızda bu günü Ata'sıyla kutlamak isteyen yüzlerce insan. Umut dolacak içim.

Mustafa Kemal’lerin 23 Nisan’ı, Mustafa Kemal’lere kutlu olsun!




Kış aylarında çekilmiş bir fotoğraf; Anıtkabir'de Ata.

17 Nis 2014

Yer Küre Sallanıyor

Gece saat üçe doğru depremle uyandım. Odada karartma perde kullandığımdan zifiri karanlıkta yatağın sağa sola sallandığını hissetmek çok endişe verici bir his. Bittikten sonra da insan geçtiğine ve tekrarlanmayacağına inanmak istemiyor. 17 Ağustos'tan bu yana deprem düşüncesi inanılmaz rahatsız ediyor beni. Oldum olası doğal afetlerden korkmuşumdur. Gök gürültüsünden de korkuyorum çocuklar gibi.

Bütün gecem uykusuz geçti. Kafamda sürekli en kötü senaryoyu kurdum, betonların altında kalırsak Ata'yı nasıl yaşatabilirim. Yarası olmazsa, günlerce aç ya da susuz yaşayabilir mi? Bunları düşünmek bile mideme kramplar sokuyor ama sanırım bu tür olaylarda ayakta kalmak soğuk kanlıların işi.

Sabah ilk işim Antalya körfezinde olan depremin derinliğine ve şiddetine bakmak oldu. Beş buçuk seneden beri Alanya'dayım. Bu bölge aslında deprem kuşağında sayılmaz ama son altı ayda haddinden fazla sallandık. Okuduğuma göre bu, Akdeniz'de yeni bir fay hattının ortaya çıkmasından kaynaklanıyormuş. Bir de şu var; arama kurtarmacılar öncelikle yıkılan evin mutfak ve banyosuna bakarlarmış zira hayatta kalmaya çalışan insanlar çamaşır ya da bulaşık makinesi gibi tuzla buz olmayan eşyaların yanında sığınmayı seçerlermiş. Ruhumu karartıyor bu tip konular ama deve kuşu gibi başımı toprağa gömmek istemiyorum, içimdeki korkuyu yenmem lazım.

Biraz fıstık ve yeşil çay ile kendime gelmeye çalışacağım zira yapılacak işler var.



14 Nis 2014

23 / 40

Alışveriş sitelerinde bazen anne-kız ürünlerine denk geliyorum. Oğlum olduğu için butiğe tıklamıyorum bile ama zaten bir kıza sahip olsaydım da almazdım diye düşünüyorum. Öyle cicili bicili ya da kadınsı giysilerden ziyade içerisinde rahat edebileceğim, salaş kıyafetleri edinmek daha çok hoşuma gidiyor. Sevdiğim markaların anne-oğul kreasyonu yoksa imkanlar dahilinde kendimiz yaratırız ne yapalım. Bu kış, gözdem camel rengi botlardı. Alanya, böyle içi tüylü botlar giymek için uygun iklim koşullarına sahip olmadığından çok fazla giyemedik. Ben botlarımı birkaç sene daha kullanırım da topininkiler müzelik kaldı. Birkaç ayda bir numara büyüyor minik ayakları. Sonbaharda 19 giyerken şimdi 23 giyiyor. Kıyafet, ayakkabı ve oyuncaklarının çoğunu çevremde ihtiyacı olanlara verdiğim halde, bazalar minnoşun vermeye kıyamadığım cicileri ile dolu. Bakalım bu stokçuluğun sonu nereye varacak?




9 Nis 2014

Nisan

Nisan... Ne de hoş geliyor kulağa. Babil- Süryani takviminden alınmış, Sümerce'de ilk meyveler olarak tercüme ediliyor. Latice'de ise Aprilis, güneşlenmek, güneşte ısınmak anlamı taşıyor.  Hangi lisanda olursa olsun seviyorum nisanı. Tıpkı mayıs ve temmuz gibi söyleyişi çok güzel.





Yaban gülleri ve mavi fare kulakları nisanda bir başka güzel.





Güzel ve çirkin, doğada da bir arada.






Alanya'da şimdi her yer yenidünya, çiçeklerinin o baş döndürücü kokusundan sonra turuncuya büründü ağaçlar.

7 Nis 2014

Mimoza Çiçeği

Bütün güzel şeyler çok çabuk bitiyor, tıpkı mimoza çiçeğinin sarı manzarası gibi...




4 Nis 2014

Sahildeki Park ve Van Kahvaltısı

Çalışan annenin çocuğu olduğumdan mütevellit kahvaltı hep lüks gelmiştir bana. Anne evden çok erken çıkar keza baba da öyle. Okula gitmeden kim hazırlayacak kahvaltı diye üşenmeye başlarsın. Anne, huyunu bildiğinden peyniri, zeytini çıkarıvermiştir, mutfak masasının üzerine not yazmıştır "Yumurta kır, aç gitme." diye. Ancak sen yine aç gidersin. Elinde reçelli ekmek, hadi son lokma diyerek asansöre kadar çocuğuna bir şeyler tıkıştırmaya çalışan bir anneye sahip olmak istemezdim ama yine de gözler arıyor işte.Her neyse büyüdüm bu ritüel hiç değişmedi. Ata'ya kahvaltı yaptırmaya çalışmaktan yine pek bir şey yiyemiyorum. En güzeli ekmek arası peynir ve kahvedir deyip, elimde sandviçle geziyorum.

Peynir bana göre kahvaltının ası. Van Kahvaltı Bahçesi'nde de yöresel peynirler var. Kahvaltısı on numara beş yıldız değil ama peynirlerin hakkını vermek lazım. Son gidişimde yine Atoş ile uğraşmaktan sofradan aç kalktım. Son hamle pide arasına otlu peynir ve domatesi sıkıştırıp arabaya kadar yiyerek gittim. Alışkanlık işte. Serpme kahvaltı kişi başı yirmi lira. Bir avantajı, çocuklu aileler için mini park yapmışlar, çocuk orada azıtırken siz kahvaltının tadını çıkarabilirsiniz lakin bu bizim için geçerli değil. Oğlum, oyuncakların yüzüne bile bakmayıp, bahçenin etrafında turlamayı seçti. Hızını alsın enerjisini boşaltsın diye sahildeki parka gittik. Orası hoşuna gidiyor, yazın kalabalıkta pek uğramıyoruz ama şimdi hazır ortalarda çocuk yokken Ata rahatça kuruyor imparatorluğunu.






1 Nis 2014

İlk Yaz

Canım sıkkın, fikirdaşlarımın da öyledir bundan hiç kuşkum yok. Aslında sayfalarca yazabilirim ama susuyorum zira güneş doğacak biliyorum. Yeter ki gönlümüzden umut eksilmesin.



İlk Yaz geldi, güneş tepede. Sahil yolunda yürürken güneş yağı kokularını duyabiliyorum. Bu mavilik, bu canlılık ayakta tutmaya yetiyor beni.  Bırakıp gitmemeli memleketi, sıkı sarılmalı, çok daha sıkı.