28 Ağu 2014

Hızlı ve Yavaş

Tavşan ve kaplumbağa birbirlerine zıt karakterler. Tesadüf bu ya ikisine de denk geldim, fotoğraflayabildim. Bu tavşan bu şekilde dakikalarca kaldı, onu gördüğümde epey uzağındaydım yaklaştım yaklaştım hiç istifini bozmadı belki de ürkekliğinden heykel taklidi yaptı. Yanına sokulunca, sevmek için yaptığım ilk hamlemle beraber pııır diye toz oldu. İnsan bu minnoşluk karşısında kayıtsız kalamıyor. Öte yandan bu küçücük hayvana kürkü ya da eti için göz diken ırkımı düşündükçe sinirleniyorum. Şu kara gözlerinin üzerine kremler, boyalar sürüp resmen işkence çektiriyorlar. Öyle kozmetiğin canı cehenneme, karşınızda yapılsa bu hareket çoğunuz almazsınız biliyorum, göz görmeyince gönül katlanıyor ama kullandığınız markalara bir bakın hayvanlar üzerinde test yapııyor mu diye, almayın bu günaha ortak olmayın.


Şu tospiğe bakınca biraz sinirim geçti ghfhgdghdhgdghdhg !!! Neyse bu kaplumbağa, ailesi ile evin yakınlarında yaşıyor. Beni fark eder etmez hoop kabuğuna çekiliyor, toparlak bir şey oluveriyor. Kapıyı çalıyorum,kabuğuna bir iki tıklatıyorum, hemen savunmaya geçip garip bir tıslama çıkarıyor. "Ayy çok korktum seni fındık suratlı, al bakalım akşam yemeğin benden olsun" deyip önüne bir kuru çiçek atıyorum. Renkli şeyleri yemeye bayılıyor. Ağır ağır ve yan yan yiyor yemeğini. Kaplumbağa, tasavvuf da zamanı simgeliyormuş, ne hoş değil mi?


27 Ağu 2014

Ata'nın Söylemedikleri

Ata'm benim, küçük aşkım büyüyor, bir yandan büyümesini istiyorum bir yandan hep böyle minik kalmasını. Bıcır bıcır konuşuyor, bazen öyle hoşuma gidiyor ki söyledikleri daha doğrusu söylemedikleri tekrarlatıyorum. Geçen gün anneannesinin yurt dışı tatilinden getirdiği biblo Eyfel Kulesi'ni görmüş, parmağıyla işaret ederek "Mamii, mamii" diyor. Kubbeye benzeyen her şey ona göre cami.

Her çocuk gibi dondurma delisi, markete girdiğimizde almadan çıkalım diye dört takla atıyorum ama kasanın hemen yanında duran dondurma dolaplarını görünce başlıyor. "Monmurma iştiyom monmurma" diye. Gel de alma.


Hayvanları çok seviyor, kitaplardan okuyup tanıtıyorum. Bazen de masum bir belgesel izliyoruz birlikte. Bütün hayvanları tanıyor ve taklit ediyor. Sayılarla tanıştı. Merdivenleri sayarak çıkmamız etkili oldu sanıyorum, ona kadar saymayı öğrendi. Fırsat bulursam bunlarla ilgili video da ekleyeceğim.

Gamyon : kamyon
Memi : gemi
Dobüs : otobüs
Mekmek : ekmek
Diyze : teyze
Gapbumba : kaplumbağa
Daşaan  : tavşan
Giygedan : gergedan
Jüfaa : zürefa
Başta : pasta
Yayan: ayran
Beybi : Bebek



22 Ağu 2014

Yaz Yağmurunda Lavanta Bahçesi

Pencereler kapalı olmasına rağmen belli belirsiz bir koku çalındı burnuma. Toprak kokusu, "Yağmur mu?" diye fırladım balkona. Yağıyordu, yüzümde kocaman bir gülümseme, elimi uzattım gökyüzüne. Güneş tepede, kavuruyor yine, hangi bulutlar inat ettiyse Güney'e de yağdı işte. 
Lavanta bahçesi yağmur altında değişti sanki, daha bir güzelleşti. Arılar, ıslanmaya aldırış etmeden hercaice döndüler mor bahçenin çevresinde, ben de öyle...







19 Ağu 2014

Mısır Tarlası

Mısır, ayçiçeği ve ekin tarlaları en sevdiklerimdir. Görünce deli gibi atar kalbim, içerisine girip kaybolmak isterim. Boylu boyunca uzanan mısırların arasında hasat yapmak ağustosun elli derece sıcağına reğmen güzel. Çıkınca mısır yapraklarına bolca sürtünen kollar epey bir kaşınır ama o taze koçanların muhteşem kokusuna değer doğrusu. 

Bu tarla yalnızca beni değil korku filmi senaristlerini de cezbediyor. Akşam serinliğinde tuhaf gergin bir ses çıkarır mısırlar, kurumaya bırakıldığı zaman bıçak gibi keskin olur dalları, boyları nedeniyle içerisine girenin hareketlerini izlemek neredeyse mümkün değildir. Bütün bu unsular mısır tarlasında geçen bir kovalamaca sahnesini filme aldırıyor yönetmenlere.






14 Ağu 2014

Karahindiba

Tek bir nefes ile uçtu bembeyaz tohumlardan biri, sessizce düştü bir yamaç kenarına. Rüzgar savurdu bir parça toprağı, sonra bir çiğ tanesi düştü üzerine. Yeniden yeşerdi karahindiba, adına inat renklendirdi kara toprağı.Tohumları yeniden uçuşuncaya dek orada işe, bozkırda sapsarı sana gülümsüyor.






12 Ağu 2014

Asma

Asma, Aydın / Bozdoğan'ın bir köyü. Annem ve babamın tanıştığı köy. İkisi de köy öğretmeni, ayrı köylerde çalışıyorlar. Bir başka yazıda tanışma hikayelerini anlatacağım. Şimdi yalnızca ablamın doğduğu Asma'dan bahsetmek istiyorum.

Üzerinden otuz beş sene geçti, annemler Asma'yı görmeyeli.  Köye girildiğinde annem, ahırda çalışan bir nineye "Kolay gelsin" diye seslendi. Ninecik, ağır hareketlerle döndü "Sağ ol sen kimsin?" diye sordu, annem seneler evvel burada öğretmenlik yaptığını, şimdi ziyarete geldiğini söyleyince, nine bastonuyla anneme doğru birkaç adım atıp, "Aç mısın kadınım?" diye sordu. Emine Nine diğer köylüler gibi çok fakir, yalnız yaşıyor. O akşam hesapta olmayan bir yağmura yakalanıp, evi su almaya başlayınca kapının önüne oturmuş ağlıyordu. Bulabildiği naylonları taş duvarlar arasına sıkıştırmış,  nafile su alıyor elli senelik evi işte. Gözü çok ağrıyormuş, babam adına bioenerji demese de insanın enerjisiyle kendi kendini iyileştirebileceğine inanıyor, Emine Nine'nin yanına oturup, avuçlarıyla gözünü tuttu,, ertesi gün gözlüğü atmış Emine Nine, "Nasıl oldu?" diye sordu babam, "Şavkıyıverdi" dedi mutlulukla. Solgun bir kabak kökü vardı evinin önünde. Yalnızca üç kabak vermiş bu sene. "Bana yeter" diyor Emine Nine, o kıymet verdiği kabağının birini babama verdi, annem her ne kadar "Alma" dese de aldı babam, kadın kendini borçlu hissediyor bir şekilde teşekkür etmek istiyordu. Köy kabağı aracı oldu helalleştiler. 

Köy halkının bir bölümü yörük çadırlarında yaşıyorlar. Geçim kaynakları olan keçileri yazın mesirede otlatmak daha kolay. Köyde su yok, otuz beş sene evvel de yokmuş. Günde iki saat akıyor köy çeşmeleri. Susuzluktan meyve - sebze yetiştiremiyorlar. İncir ağacı su istemediğinden yalnızca incir yetiştiriyorlar. Bozdoğan pazarına inip keçi peyniri ile beraber satıyorlar. Köy dolmuşu da yok, yola çıkıp geçen kamyonları durduruyor çoğu, aracı olan çok az. 

Okul, kapanmış. Öğrenci sayısının azlığından taşımalı eğitime geçilmiş. Atıl halde duruyor. Köy lojmanı da kullanılamaz durumda, babam demir döküm sobasını gördü, bir yığıntının üzerinde öylece duruyordu. Bu manzara onu çok etkiledi, "Bıraktığım gibi değil hiçbir şey" dedi, yere düştü yüzü ama yine de yeniden Asma'da olmak yetiyordu mutlu olmaya.
Özellikle yüz kişiden seksen beşinin CHP'ye oy vermiş olmasına sevindi babam. Hüseyin Abi, "Öğretmenim ektiğin tohumlar bu oylar." dedi. Kıvanç duydu babam. Bir bedeli vardı CHP'li olmanın,  zamanında ödedi, ödedik.

Köylüler, misafir etme konusunda adeta yarıştılar. Öğrencisi Fatma Abla'yı tercih etti annem. Öyküsü çok acı, burayı hiçbir zaman okumayacak ama yine de yazmak istemiyorum. Bir sır değil ama başkasının hayatı. Mutlu oldu Fatma, yere göğe sığamadı, ne ikram edeceğini şaşırdı. Yalnız yaşıyordu ve bedeninin sağ kısmı baştan aşağıya felçti. O haliyle bile hizmet ederken pire gibi hızlıydı. 
Ertesi gün kasabadan annem onun için penyeler, yazmalar, havlular aldı. Hemen giymiş, yakışmış da. 
Asma'da acılar çok büyük ama insanlar yetinmeyi biliyorlar. Mutlu yaşayıp, şükrediyorlar.  










7 Ağu 2014

Swimtrainer Yüzme Simidi

Ata, deniz kenarında büyüyen bir çocuk olduğundan deniz araçlarını çok fazla kullanıyor. Şimdiye dek aldığım simidin haddi hesabı yok. Hiçbirinden memnun kalmadım. Kendi kendine durduğu yerde havası inen mi dersin, şişirme pompasına dayanamayıp o anda patlayan mı dersin... Güya bir de araştırıp alıyorum, güvenilmez çıkıyorlar. Deneyip de memnun kaldığım farklı bir yüzme simidinden bahsetmek istiyorum. Araştırma yapanlara belki faydam olur. Swimtrainer yüzme simidi, yaş gruplarına göre üç farklı rengi var. Ata bebekken kırmızısını kullanıyordum şimdi 2-6 yaş olan turuncuya terfi ettik. Bu simit aslında yüzme okulları için tasarlanmış, çocuğu hep yatay pozisyonda tutuyor böylelikle çocuğun hareket alanı genişliyor.

Ata ayaklarını çırpıp ilerlemeye başladı bile, aynı anda eller ve ayaklar diye ona öğretmeye çalışıyorum. Dik pozisyonda durmadığı için su yutma ihtimali daha yüksek bu yüzden hemen bir kol boyu uzağında olmanız gerekiyor. Benim küçük su samurum tam bir deniz tutkunu, ben takla attığımda, dalıp taş çıkardığımda ya da Jaws geliyooor oynadığımızda çok mutlu oluyor.
Ufaklıklar denizden korkuyorsa bence önce sahilde elinden tutarak dalgalarla bir ayak oyunu oynanabilir. Denize gireceği zaman yüzünü açığa değil de sahile dönmesi sağlanırsa, korkusu en aza inecektir. Denize gitmeden evvel duş sayılarını sıklaştırmak da geçişi kolaylaştırabilir.