21 Şub 2014

Şubat Çiçekleri

Kış güneşi bugünlerde her zamankinden daha güçlü. Yamaçlar kır çiçekleri ile renklenmeye başladı bile. Şubatı bahardan mı saymak gerekiyor bilemiyorum ama mevsimler de insanlar gibi değişmekte.






16 Şub 2014

Bir Ankara Seyahati Daha

Yıllardır politik nedenlerle bir türlü faaliyete geçemeyen, geçtikten sonra da devlet büyükleri tarafından defalarca açılışı yapılan Gazipaşa Havalimanı ile nihayet Ankara uçuşu yaptık. Zamanında Binali Yıldırım "Buradan yalnızca yürüyüş parkı olur" demişti. Ne kadar da büyük yamulmuş. Bu öngörüye sahip bir insanın Ulaştırma Bakanı olması aslında ayrı bir başlık da neyse.



Şansımıza uçuş saatlerimiz Ata'nın öğle uykularına denk geldi de minik hem gidişte hem de dönüşte uçak havalanır havalanmaz uyudu. Kucakta 12 kglık bir fındık olunca o daracık pulmanda yolculuk pek keyifli olmadı ama Allahtan birileri yolculuğun tadını çıkarmış. #Anneanne






Bu kısa tatilden en karlı çıkan Atoş oldu. Yine bir valizle gidip, iki ile döndük. Biz görmedik teyzemizden bu kadar pohpoh.


12 Şub 2014

Kayıp

Palmiye sokak civarındaki bir parkta bu ilanı gördüm.
Umarım bu yayının bir faydası olur.
#Alanya


8 Şub 2014

Pembe Sümbül

Uzunca bir zamandır beklediğim pembe sümbülüm nihayet açtı. Mis kokusunu ne de çok bekleyen varmış.



                                               Biçimsiz bir soğanın içerisine ne güzellikler gizlenmiş...




Sümbülümü fotoğraflarken bir vız vız çıkageldi. Taşıyabildiği kadar poleni  kovanına götürdü, bir kaç seferden sonra arkadaşına saldı haberi, bütün öğlen çalıştılar. Arılar koyu renge karşı agresif tavır takındıklarından makinamı burunlarına sokup daha fazla rahatsız etmek istemedim. Bir süre izleyip ayrıldım yanlarından.


6 Şub 2014

Devrim Yılları

Hastalık bahanesiyle henüz okumadığım iki Hıfzı Topuz romanından birini bugün ortaladım bile. Kitap, öyle güzel ki bitmesin diye okumaya kıyamıyorum. Bir yandan da gerçek bir Atatürkçü olan, araştırmacı-yazar Hıfzı Topuz'a Tanrı'dan uzun ömürler vermesini diliyorum. 87 yaşında olan Hıfzı Hocam sen çok yaşa, yaşa ki kaleminle aydınlanalım...




"...
Nasıl Fransızlar şarap, İngilizler viski içiyorsa ben de rakı içiyorum ama önemli sorunların tartışılacağı sofralarda değil. Gündüzleri de hiç içmem. Bazı yakın arkadaşlarım bana içkinin zararlarını anlatıyor. Ben de onlara diyorum ki, "Ben bunları bilmez değilim, haklısınız. Fakat ne yapayım ki bazen kafam bana ıstırap verecek kadar hızlı çalışıyor. Böyle durumlarda kafamı biraz uyuşturup dinlenme ihtiyacı duyuyorum." Benim adım çok içer diye çıkmıştır. Ne var ki görev başında bir damla içmem. Vatan işlerine içki karıştırmam, içki sadece benim keyfim içindir. Görev ve içki iki ayrı şeydir. Eğer birbirine dokunacaksa, görevi elbette keyfe tercih etmeli ve içkiyi kesmeli.
..."

Devrim Yılları / S.115

Serenad


Bu çarşamba bir fuar için Antalya'daydım. İşlerimi hallettikten sonra beni alacak arabanın gelmesine iki saat olduğunu fark ettim. Kaleiçi'nde biraz gezindikten sonra kitapçılardan birinin vitrinindeki Serenad dikkatimi çekti. Bu Zülfü Livaneli kitabını nicedir okumak istiyordum. Hemen daldım kitap dükkanına. Rafların en üstüne uzanmaya çalışan orta yaşlı bir adamdan kitabı rica ettim. "Hangisinden vereyim?" diye sordu. Beni anlamadığını düşünerek kitabın ismini tekrarladım. Bu defa ön kısma uzanıp iki kitap çıkardı. Afilli kapağı işaret ederek "Bu 35, diğeri 27" dedi. Ucuz olanı daha sade duruyordu. Ondan alarak biraz da şaşkınlıkla çıktım dükkandan. Oturmak için bir kahve ararken aslında bütün bunların kitabın bağlı olduğu yayınevi olan Doğan Kitap'ın saçmalığından başka bir şey olmadığını düşünüyordum. 35 lira bir kitap, ikinci günün sonunda yeni bir kitaba başlayacak olsam bunu da bir aya yayarsak... Korsan kitaba tamamen karşıyım ama en lüks ihtiyacı kitap okumak olan ve bu konuda ne kadar harcarsa harcasın zerresine acımayan bana bile fiyatlar çok fahiş geliyordu.
Kahvelerden birine oturup kitabı heyecanla okumaya başladım. Araba geldi, beni aldı. Alanya'ya kadar yol boyunca okudum. Eve geldikten sonra okumamak için kendimi frenledim. Böyle severek okuduğum yazarların kitaplarının bir solukta bitmesini istemiyorum. Ne yalan söyleyeyim bitecek diye kıyamıyorum okumaya.

Lakin öyle de oldu. Bütün karşı koymalarıma rağmen kitap ikinci günün akşamında bitti. Livaneli Struma Gemisi, Yahudi Soykırımı, Mavi Alay, Scurla Raporu gibi tarihsel gerçekliklerin etrafında bir hikaye oluşturmuş. Bu öyle inandırıcı bir anlatı ki kitap bittikten hemen sonra kendimi internette Profesör Maximilian Wagner ismini araştırırken buldum. Zülfü Livaneli, romanlarında farklı kurgu teknikleri yaratmayı çok seviyor. Dolayısıyla geçişlerde roman karakterinin sık sık yer ve mekan belirtmesi açıkcası insanı biraz yoruyor. Livaneli'nin dili her zaman çok yalındır. Bunu da roman kahramanlarının ağzından yazdığı birkaç kitabında şu şekilde açıklamıştır. "Ben bir yazar değilim yalnızca başıma gelenleri anlatıyorum. Yazdığım metin amatörce gelebilir."

Bu olumsuz bir özellik gibi görünse de ben her zaman Livaneli kitaplarını okumaktan büyük bir mutluluk duymuşumdur. Tek isteğim bundan sonra Doğan Kitap ile çalışmaması zira özensiz basım, tekrarlayan paragraflar, kelime hataları beni oldukça rahatsız etti.

Apofis


Son dönemlerde gezegenimizin yok oluşu ile ilgili çeşitli teoriler, takvimler konuşuluyor ve bununla ilintili olarak bitiş öykülerini konu alan fimler çekiliyor. Bilinmeyen her şeyin merak uyandırdığı gibi Dünya'nın sonunun nasıl olacağı da insan beynini cezbeden konulardan biri.
Senaryolar arasında en gerçekçisi 65 milyar yıl önce olduğu gibi bir astreoidin gezegenimize çarpması ve yüzeydeki her şeyi küle çevirmesi ihtimali. Aslına bakarsanız asteroid çarpmaları sık sık oluyor. Yılda birkaç defa yaklaşık bir otomobil büyüklüğünde olanlar Dünya'ya düşüyor. Peki şu anda gezegeni hedef almış yeterince büyük bir asteroid var mı?
Gazeteler neredeyse her yıl bu dev kayalardan birinin Dünya'ya teğet geçtiğini yazıyor. Ancak biz geçmiş zamanı değil gelecek zamanı duymak istiyoruz. Yanımızdan geçecek bir asteroid varsa bunu bilmek istiyoruz. Bunun için gözlem evlerinde bilim insanları hareket eden her şeyi gözlemliyor. Tespit ettikleri ise asteroid kuşağından Dünya yakınına düşen dev kaya parçaları. Astronomları endişelendiren bir asteroid var. Adı Apofis. 13 Nisan 2029 Cuma günü futbol sahasından daha büyük olan bu demir kaya gezegenimizin çok yakınından geçecek. Bilim insanları Apofis'in Dünya'yı ıska geçeceğinden emin ancak bir sorun var. Uzay boşluğunda asteroidi rotasından hafifçe saptırarak yeni bir rotaya oturtacak bir anahtar deliği mevcut. Eğer Apofis o delikten geçerse 7 sene sonra geri dönerek California yakınlarına düşecek. Böyle bir durumda Armageddon'daki Bruce Willis bile bizi kurtaramayacak.

İçerideki içeride mahzun, dışarıdaki dışarda...



Mustafa Balbay 844 gündür tutuklu, üstelik bugün hücresinde geçirdiği 120.gün...
Ergenekon adlı bir örgütün olduğunu kanıtlamak için iddianameye konan belgeler, bu örgütün olmadığını, iddiaların farazi kaldığını ortaya koyarken savcı, Balbay'ın Atatürk'ün adını kullanarak terör faaliyetinde bulunduğunu iddia ediyor ve buna delil olarak da evindeki Atatürk posteri, çekmecesindeki Bursa Nutku'nu gösteriyor.

Mustafa Balbay 844 gündür tutuklu, üstelik bugün hücresinde uyandığı 120.gün...
Tutuklu olduğu halde hükümlü gibi davranılıyor ona. Hapishanede yalnızlaştırılmaya çalışılıyor. PKK tutukluları bile bahçede birlikte nevruz ateşi yakabilirken, Ergenekon sanıkları ayrı ayrı hücrelerde tutularak, psikolojik zulüm görüyor.

Mustafa Balbay 844 gündür tutuklu, üstelik bugün hücresinde yalnızlaştığı 120. gün...
Tutuklandığında oğlu Deniz emekliyordu ve henüz dişleri çıkmamıştı. Sıralamasını göremedi oğlunun, ilk adımını göremedi. Düşe kalka koşarak kucaklayamadı babasını Deniz. Birlikte çimenlerde yuvarlanamadılar, top sektiremediler, güreşemediler salonun ortasında. Tek lüksleri kapalı görüşlerde aralarındaki cam bölmeden birbirlerini görüp, telefonla konuşabilmek oldu. Babası sevgi sözcükleri söylerken, minik Deniz telefonun ahizesini ağzına götürüp babasının sesini öpmeye çalışıyordu...

İçerideki içeride mahzundu, dışarıdaki dışarda...


Not: Yazımın başlığı Rıfat Ilgaz'ın Parmaklığın Ötesinde şiirinden alıntıdır.

4 Şub 2014

Limonlu Lokum

Limon temasını öteden beri sevmişimdir. Tipini sevdiğimin ağacı pek minnoş, meyvesi daha da minnoş. Limonlu kektir, kurabiyedir, gofrettir asla hayır demem. Lakin son gözdem lokum, o ekşimsi tatlılığı günlerdir ikişer üçer zerk ediyorum, yine de doyamıyorum. Yazmadan geçemeyeceğim Ekşi'de biri Türk jelibonu diye adlandırmış, ne güzel yerinde bir tanım olmuş.