31 May 2014

Begonvil'de Kahvaltı

Yirmi yedi aydır erken kalkıp, kahvaltı hazırlıyorum. Buna hala alışamadım, yataktan hep ayılmamış olarak kalkıp, yarı baygın bir şekilde portakal suyu sıkıyor, küçük beye köy yumurtası haşlıyorum.

Bu sabah dışarıda kahvaltı edelim dedik, Club Begonvil diye bir yere gittik. Güneş bile çıkmamıştı gittiğimizde. Garsona, "Serpme kahvaltı var mı" diye sordum, anlamamış bir şekilde yüzüme bakıp "Bunlar var" dedi menüyü göstererek.
Türk ve İngiliz kahvaltısı yazıyordu. Türk kahvaltısının dışında birimize de İngiliz kahvaltısı sipariş verdik, merak işte. Bu İngilizlerde ne mide varmış arkadaş, sabahın köründe fasulye yenir mi?

Her iki kahvaltı çeşidi de 18 Liraymış. Sahanda yumurta 5 lira. Bunlar standart fiyat ama tabağımda salam, sosis görmekten nefret ediyorum. Yine peçeteye sarıp, sokak hayvanlarına ikramda bulunmak için çantama tıkıştırdım. Şansım var ki hemen çıkışta gördüm bir tane, mamileri verdim, löp löp indirdi mideye.







28 May 2014

Meyve Bahçesi

Şehir hayatına hiçbir zaman adapte olamadım. Anne ve babamın mesleklerinden dolayı köyde doğup büyüdüm. Orta birinci sınıftan sonra nihayet merkeze atandılar. Aslında kırsal zorunluluk, annemlerin siyasi duruşlarının devletçe bir faturası gibiydi. Otuzlu yaşlarında annemi ara ara ağlarken hatırlıyorum. Şehre çok uzak dağ köyünde kapana kısılmış gibi hissedip, bir mağaza dolaşmaya bile özenir olmuştu. Şimdi ise aksine o ve yaşıtları emeklilikte sakin hayatın hayalini kurmakta. 

Bense köyde yaşamayı hiçbir şeye değişmem. Bir domatesi dalından koparıp, hemen salatada kullanmak benzersiz bir mutluluk. Aslında yaşadığım yer diğer illere nazaran yeşil ve tarım için uygun. Alanya,  ilçe olmasına rağmen burayı gelip gören çoğu insan gibi benim gözümde de il statüsünde. Her şeye kolaylıkla ulaşabileceğim, hayatının bir an durmadığı kozmopolit bir yer. Ancak ben burayı kışın daha çok seviyorum, nüfus bir nebze azalıyor ve bütün o kıyı şeridi yalnızlığa bürünüyor. 

Köy hayatı hayali bir kenarda dursun, yeni evle birlikte ormana biraz daha yaklaştım. Bu, beni teselli ediyor. Meyve bahçemizdeki henüz hasada gelmemiş bu güzelliklerin büyümesine günbegün tanıklık etmek ise beni mutlu etmeye yetiyor.








26 May 2014

Deniz Sezonu

Buralarda deniz sezonu çoktan açıldı turistler aylardır fok balıkları gibi güneşlenip, denizin tadını çıkarıyorlardı lakin Ata uzun zamandır sahilde oynamakla yetinmek zorundaydı. Dün su sıcaklığının kıvamına geldiğini görünce miniği cumburlop denize soktum. Nasıl mutluluk, nasıl delilik. Parkın pabucu damda. Yiğit adında bir köpekle top at, getir oynadık epey.  Sonra sahipsiz bir köpek gördüm, iki turist kızın peşine takılmış dolaşıyor. Sanıyorum başını okşadılar ya da bir parça yiyecek verdiler ki denizden çıkana kadar köpek sahilde nöbet tuttu resmen. Çok sağlıklı ve bakımlı görünüyordu bu, beni mutlu etti.
Neyse artık bol bol Akdeniz fotoğrafı yayınlarım ama Atoş ile başbaşa denize gittiğimde yanımda ne telefon ne de fotoğraf makinesi götürebiliyorum. Havluma uzanıp, güneşe karşı kitabımı okuyayım, müzik dinleyeyim ya da bir şeyler içeyim aylaklıkları yok. Şezlongun birine atıyoruz plaj çantamızı haydi kıyı boyu turlamaya. Denize girmenin başka bir yorgunluğu var iki yaşındaki bir çocuk üzerinde ne derece etkili yaşayıp göreceğiz.







23 May 2014

Yeni şeyler

#On gün öncesine ait bir yayındı... Ancak toparlanıldı.

Günlerdir süren koşturmaca nihayet sona erdi. Seç, boya, onar, paketle, aç, yerleştir derken yeni evimizde ilk günümüzü geçirdik. Henüz tam yerleşik hayata geçemedik ama zamanla düzelecek her şey.


Önce  civarı keşfettik. Kılıçla gövde gösterisi yapıp, börtü böceğe 'buraların hakimi benim' izlenimi verdik.

Tosbağa ile tanıştık. Bu temkinli duruş, benden dokunabilirsin komutunu alana kadardı. 

İlk akşam yemeğimiz. Az malzeme enfes tat. Sofradan kalkarken Atoş'un göbüşü bildiğin trampetti.

Ruh halimizi anlatan minik kurbişler. Sanırım en güzelleri bize çıktı, genelde şansız insanlarız hayret!  Hele Ata, masumluğunu kanıtlarcasına kutunun içerisinden "melek" figürünü çekti.


                                                                          Dağınık balkon


Dağınık balkondan gün batımı manzarası.



ve 6:30' kahvaltı!

19 May 2014

"1919 yılı Mayıs'ının 19'uncu günü Samsun'a çıktım.

Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum."


9 May 2014

Rüzgâr

İki gündür rüzgârlı hava. Senelerce Bursa'nın sert poyrazına alıştıktan sonra, Akdeniz'deki rüzgâr, ufak bir esinti gibi kalıyor. Lakin buraların da hortumu fena. Kış aylarında çıktığı zaman uçurtma gibi uçuruyor her şeyi.



                                     Yel, mineleri üzmüş. Nasıl da dökülüvermiş minik çiçekleri.





Mayısta esen rüzgâr zakkumu da şaşırtmış olmalı, pembe bir kase boya gibi dökülmüş çiçekleri.

Gece serinliği Ata'nın işine geldi, hazır dayıyı bulmuşken sokuluverdi kucağına.

7 May 2014

Aliexpress Alışverişi

Kediyi, köpeği bile acımadan boğaz için katleden Çin ırkına oldum olası nefret duyarım. Keza Çin malı yazan her şeyden de uzak durmaya çalışırım ama artık kaliteli dediğimiz markalar bile iş gücünden yararlanmak, maliyeti düşürmek için Çin'de üretim yaptırıyorlar. Hayatımızın her yerine girdi bu pigmeler. Bunun adı ırkçılıksa ırkçılık arkadaş. Uzak doğuyu sevmiyorum. Japonların balina avına çıkıp mavi denizi kırmızıya boyamasını kabullenemiyorum.
Her neyse büyük bir hata ile Çin'den çanta aldım. Aliexpress sitesi, ucuz Çin mallarının satıldığı kişisel dükkanlarla dolu. Orada bir çanta gördüm ve vuruldum diyebilirim. Rengi ve motifi sıra dışıydı. Bir anlık gafletle sipariş verdim, gemiyle gelene kadar çantanın varlığını bile unutmuştum. PTT Kargo dün paketimi teslim edince. "Ah evet çanta almıştım." dedim. Açarken bile suçluluk duydum, kendimle çeliştim. Bunca ah ettiğim bir millete para kazandırmış olmak beni rahatsız etti. "Ne yapayım çok beğenmiştim, ilk ve son olur bu." diyerek teselli ettim kendimi. Gerçekten de son olacakmış. 900 küsür yorum çantanın neredeyse mükemmel olduğunu yazıyordu, bu insanlar nerede yaşıyor, ne giyiyor, neyle geziyor bilemiyorum ki! Çantayı elime alır almaz, ağır bir boya kokusu sardı odayı. Üç gün açık havada kalsa yine çıkmaz o koku. Hayvanlara olan hassasiyetimden mütevellit gerçek deri kullanmıyorum, birinci sınıf suni deri alıyorum ancak bu çanta, üçüncü sınıf bile değil bildiğin pvc!