28 Şub 2015

Yolun Açık Olsun Ulu Çınar

"... Toros Dağları bizim dağlarımızdı. Çocukluğumda, gençliğimde dağlara yaylaya giderdik. Bahar ve yaz günlerimiz Toroslar'da geçerdi. Bugüne geldik. Bu günler, o günler değil. Bu ağaçlar o ağaçlar değil, bu çiçekler o çiçekler değil. Yaylalara girildi, ormanlar kesildi..."
Yaşar Kemal

25 Şub 2015

Örme Yastıklar

Örgü işine çok yabancıyım hatta zincir çekmeyi bile bilmem ama bir yerde örgü yastıklar gördüm ve çok beğendim. Bir deneyeyim diye giriştim. Spagetti ip ve on numara şiş ile kırlentler ördüm. Pofuduk pofuduk ve sıcacık oldu.






19 Şub 2015

Küçük Şehir Haritası

Uzun zamandır oğlum için bir oyun alanı yapmak istiyordum ancak bir türlü fırsat bulamıyordum en sonunda geçen akşam Ata'm ile oturduk ve bu minik şehri yarattık.  

Bir parça kontraplağı zemin olarak aldık, üzerine illustratorde tasarladığımız yol şablonlarını yapıştırdık. Diğer alanları ise keçe ile kapladık. Plastik kullanmaktan olabildiğince kaçındık örneğin deniz olarak tasarladığımız bölümde kullandığımız tahta parçaları, yosunlar ve minik midyeler sahilden toplama. 

Ağaçlarımız yılbaşı ağacının kopan bir parçasından yapıldı ama onları değiştirmek istiyorum. Kuru dallar üzerine minik yün ponponlarla meyve ağaçları yapma gibi bir fikrim var, bakalım.








10 Şub 2015

Nice Yıllara Bebeğim

Küçük erkeğim hayatıma gireli tam üç sene olmuş. Hep "Daha önce ne yapıyormuşum ben" diye soruyorum kendime, öyle değişti ki her şey. Kokusu, kahkahası her gün yeniden aşık ediyor beni kendine...




2 Şub 2015

Hastane Günleri


Annem, ameliyat oldu bir hafta hastane koridorlarında bir yukarı bir aşağıya dolaştık durduk. Çok şükür ki şimdi her şey yolunda ama annemi sedyede, ayakları çıplak, üzerinde mavi ameliyat örtüsü, sapsarı yüzü ile öyle bitkin yatarken görmek beni mahvetti. Ameliyathane kapısında bir haber beklemek, boşlukta sallanmak gibi bir şey. Keder ve umut yan yana, hangisi koşacak sana bilmiyorsun, ikisinin karşısında öylece bekliyorsun.

Bu süreçte belki de en çok babamın canı yandı, hiç konuşmadı. Dudakları hep titredi. Altmış yaşında o koca çınar gitmiş yerine küçük bir oğlan çocuğu gelmişti sanki. Ellerini birbirine kavuşturmuş, otomatik kapının dibine kadar girmiş, ufacık bir şey görmek istermiş gibi kafasını bir cama yaklaştırıyor bir yere eğiyordu. Güçsüzdü, küçülmüştü. Babam, anneme büyük bir aşk ile bağlı. Ablam ile genç kızlığımızda bizi de böyle seven bir erkek olur mu diye aramızda konuşurduk. Yıllar geçti, babamın sevgisi hiç değişmedi. Biliyorum ki anneme bir şey olursa, babamı da yitiririm. Dağılırım. Korkum çok büyük.

Hastanede giymesi için, yakasında ve kol uçlarında dantel işlemeleri olan mavi, kısa bir gecelik almış ablam anneme. "Keşke başka renk alsaydın." dedim. "Neden" dedi. Aslında nedenini o da biliyordu. Annemin mavi bir geceliği var, attırmıyoruz saklıyoruz dolabın bir köşesinde. Babam, anneme hastanede giymesi için almıştı. Yedi yaşındaydım. Soluk mavi, penye, yaşlı işi bir şey. Anneme yakışmıyordu. Annem hastalanıp hastaneye yattığında yanına çıkartmadılar bizi. Üç kardeş bahçede bir banka oturup, babamdan bir haber bekledik. Annem balkona çıkıp bize el sallamıştı. Üzerinde mavi geceliği. Gri duvarlı devlet hastanesinin küçük, eğreti balkonunda annem... uzak ağaçsız bir ada kadar yalnız görünüyordu. Köy lojmanına döndüğümüzde annem yoktu başımızda. Gül kurusu koltuğun üzerinde, kendine ördüğü yeleği vardı. Kokusunu duymak için üzerime giymiştim. Sonrasında yedi defa daha aynı senaryoyu yaşadık. Hep aynı korku, kaybetme korkusu.   Ölüm nerede bilmiyorum, sinsice bekliyor bir yerlerde. Saldıracağı anı bekliyor.Karanlıkta oynanan köşe kapmaca gibi.
                                                                  
                                                                                                 * * *

Birkaç kişi uğrayıp yazmış, neredesin diye refakat ediyordum anneme. Yakınlarından birini kaybedip,  yarı çıplak hissedenler var elbet biliyorum. Bu yazı için özür diliyorum. Kimseyi kanatmak istemedim...