28 Nis 2015

Hayvan Figürlü Kavanozlar

Çocuk odası, saklama- depolama konusunda şüphesiz en çok sıkıntı yaşanılan yer. Her oyun sonrası toplasak bile Atoş'un yapbozları koltuğun altından, boya kalemleri dolapların içinden çıkıyor. Hal böyle olunca daha kolay saklama yöntemleri bulmaya yöneldik.  Oyuncak hayvanları kavanoz kapaklarına yapıştırıp, akrilik boya ile renklendirdik. Mıkırım da çok keyif aldı, fili pembeye boyamama yardım ederken, "masal fili oldu" dedi durdu.



22 Nis 2015

Gelincik ve Öncesi

Şu sıralar en sık rastladığım çiçek, gelincik. Öyle nazlı görünüyorlar ki en ufak bir esintide döküveriyorlar taç yapraklarını. Fotoğraflarını çektikten sonra, nazlı olmalarına dair bir hikaye var mıdır diye araştırdım. Mitolojik öyküsünü rengi üzerine aldığını öğrendim.

Efsaneye göre Adonis bir tanrı kadar güzel doğmuştur ve büyüdükçe de güzelleşmektedir. Onu ilk gördüğü andan itibaren aşık olan Afrodit, Adonis’e ormanda nerelerde gezinmesi gerektiğini,hangi hayvanlardan uzak durması gerektiğini anlatır ve evine doğru gider.

Bir süre sonra köpekler bir yaban domuzunu korkutup çıkartırlar mağarasından.Ormandan kaçarken kargısıyla vurur Adonis yaban domuzunu. Fakat yaban domuzu daha çeviktir ve Adonis’e saldırıp onu tek bir hamlede öldürür.

Henüz evine ulaşmamış olan Afrodit bu acıyı hisseder ve hemen geri döner.Adonis’in cansız bedenini görünce kahrolur ve der ki ‘Bütün varlığınla yaşayacaksın Adonis, yitmedin üzüntümün bir anıtı olarak kalacaksın, ölümün,çektiğim acıyla her yıl yinelenen törenlerde, dipdiri kılacak seni gönlümüzde,çiçeklere dönüşecek kanın." Adonis’den damlayan kanlar toprağa değdiği vakit kızıl çiçekler biter orada. Gelincik diye bilinir bu çiçekler ve Adonis gibi kısa yaşarlar.





20 Nis 2015

Güle Güle Türk Aynştaynı


Onunla, bir arkadaşım sayesinde tanıştım. Seneler evveldi, bana birkaç görüntü izlettirdi arkadaşım. Türkçe'nin bilim dili olması için uğraşan bir bilim adamı. Bir okuldan diğerine koşuyor, "Türkçe giderse Türkiye biter." diye gençleri uyarıyordu. Etkilendim, birkaç kitabını edindim. Okudum ve hemen yakın çevremi uyandırmakla koyuldum işe. Kitapları elden ele gezdirdim. Bu öyle bir işti ki insanlar üzerinde domino etkisi yaratıyordu. Örneğin, bir gün dershanenin birinde Türkçe öğretmenliği yapan bir arkadaşım bana biten bir görüşmeden kalkarken "bye bye" dedi. "Yapma sen de mi?" dedim. "Senin daha çok diline sahip çıkman gerekiyor" diyerek Sinanoğlu'ndan bahsettim ona. "Utandırdın beni" dedi.
Artık o kadar kanıksamışız ki gayri ihtiyari ağızdan çıkıyor "bay bay"lar. Oğluma hep güle güleyi, hoşça kalı öğrettim. Karşılığında arkadaş çevremden "Tuttu milliyetçi damarı." sözlerini duydum. Aldırmadım. Bana "Ok" yazanlara "Yayla atılan mı? yazmaktan da yılmadım. Bazıları itici buldu ancak alt yapısı olan büyük bir çoğunluk artık dikkat etmeye başladı.

Bir defasında bir müşteri gelmişti. 45 yaşlarında , tesettürlü sıradan bir kadın.
"Şunun şurası şöyle olsun okeeeey "
"Böyle mi?"
"Bu müzik non stop devam ediyor... trendi şeyler istiyorum... okeey miyiz?"
"Hanımefendi, tarzanca konuştuğunuz için hiçbir şey anlamıyorum. Siz en iyisi dilinizi bilen birine gösterin bu görselleri."

Hani diyorlar ya "Gençler, yozlaştırıyor dilimizi. Batı'ya özeniyorlar." diye. Bu kadın Doğu'yu yaşıyor da ne oluyor? Halk dili olmuş. Adamlar yarışma kazanıyor "Yes!" diye seviniyor. İngilizce mutlaka işimize yarıyor, kullanıyoruz ama gündelik kelimeler arasına birkaç tane serpiştirmek niye? İş yerlerinin isimleri İngilizce, "Neden?" diye sorsan, "Müşteri eski buluyor, Türkçe ismi." Bu zihniyeti bize kanıksatanlar yine bizden başkası değil. Diline sahip çıkmak, geri kafalılık ise sonuna kadar geri kafalıyım.

O yere göğe sığdırılamayan sözde yazar Elif Shafak, dilinden utanıyor da soyadını yazdığım şekilde kullanıyor. Hatta resmi sayfası bile bu isimle. Böyle edebiyatçılık mı olur?

Bu konuda sayfalarca yazacak kadar doluyum ama susuyorum zira bana aydınlanma yolunda büyük bir ışık tutan vataperver bilim adamı Oktay Sinanoğlu'nu kaybettik. Bilim + Gönül adı altında önemli işler yaptı, Türk dili üzerinde emeği çok büyük. Huzur içinde uyu Türk aynştaynı.

14 Nis 2015

İlk Kanaviçe ve Doğal Çerçeve

Sahilde yürürken yosunlar arasında bu odun parçasını buldum. Bakınca ilk aklıma "Ne güzel bir çerçeve olurdu." fikri geldi. Yalnızca tozunu alarak eve getirdim. İçerisindeki gül motifi ise benim ilk kanaviçe denemem, dolayısıyla biraz kıymetli. Hemen çerçevenin içerisine yerleştirip, bir vida ile duvara tutturdum. Üzerine mat vernik atacağım ki ömrü uzun olsun zira doğanın bana sunduğu bir hediye olduğundan, kıymeti büyük.



9 Nis 2015

Yaban Gülü

Ormandaki evin civarı yaban gülleri ile doldu, aslında orman içerisinde sarıları da var ama onları fotoğraflayamadım. 
Ata ile çok fazla derinlere gidemiyorum. 

Doğa, sabah erken saatlerde ya da akşam güneşinin altında çok daha güzel görünüyor ancak vakitsizlikten fotoğraf çekemiyorum, dik güneşte en fazla bu kadar. Neyse ki artık dağ taş yaban gülleri ile doldu, insan eli değmedikçe sıkıntı yok. Öyle güzeller ki belki onlar için yeni bir yayın daha hazırlayabilirim. 








2 Nis 2015

Bebek ve Köpek

Tatliş, bize geldiğinde kırk günlüktü.  Kronik bronşit ve epilepsi hastasıydı. Uzun bir ömrü olur mu dememizin üzerinden on bir sene geçti. On bir yıldır bizimle. Benim kızım, yoldaşım, dostum. Ne yapsam terk etmedi beni. Ona sarılarak ağladım, kimselere anlatamadıklarımı anlattım, anlıyormuş gibi dinledi daha da sokuldu bana. 

Sonra bir bebeğim oldu. Bebeğe şöyle zararlı, böyle tehlikeli diyenleri susturdum bir bir. Uzaklaştırdım çevremden. Bir kızım vardı, bir de oğlum oldu diye baktım hep. Epilepsi bir pekines ile yaşamak ciddi bir iş. Bir kere heyecanlanmaması, korkmaması gerekiyor. Bu gibi durumlarda ön patisi kitlenip, titreyerek yan düşüyor yere. Mahvoluyorum. O panik hali, dualar hepsi bir kaç dakika sürüyor ama ona bir şey olacak mı endişesi korkunç.

Bazen düşünüyorum yaşlanıyor kızım, ne yaparız onsuz. Boğazım düğümleniyor. Bir ağlamak geliyor...

Aslında neşeli bir yazı için oturdum ama yine karamsarlık enseledi beni. Ata'yı ilk günden beri hiç kıskanmadı hep başında bekledi. Üç senedir oyun arkadaşı oldular. Ata, Tatliş'i çok seviyor. Odada göremezse hemen "Datliş yok muu?" diye hesap soruyor. Oyun esnasında debeleşirken canını yakıyor Tatliş'in, başkası olsa dişini gösteren köpek "Çocuktur, kaza olmuştur." diye affedici oluyor.

Çocuklar, hayvanlarla büyümeli. Ata'nın bağışıklık sistemi çok güçlü zira ben onu pamuklara sarıp Tatliş'in tüyü kaçacak aman dokunma, yapma etme demedim. Aksine sarıl Tatliş'e diye aralarında bağ kurdurdum. Ata'nın şimdi sokaktaki kimsesiz köpeklerle, yanaşırlarsa, kedilerle de arası çok iyi. Oynar, besler. 

Eskilerden birkaç fotoğraf... Kızım ve oğlum.