29 Haz 2015

İncirkırı

350 yıllık geçmişi olan terk edilmiş bir köy İncirkırı. Kırk beş sene evvel salgın bir hastalık baş gösterip ölümler hemen hemen her haneyi ele geçirince köylüler eşyalarını bile almadan terk ederler burayı. Uzunca bir dönem kimseler uğramaz. Ta ki 2009'da eski kaymakam yanından dere akan bu köyü turizme kazandırmak isteyinceye kadar. Yüzyıllık evlerin bazılarına mimari restorasyon yapılır ancak işler umulduğu gibi olmaz. Çalışma sahasındaki işçilerin mikrop kaptığı yönünde çıkan dedikodular alır başını yürür. Kaymakam, başka bir yere atanınca da proje yarım kalır. Yeni gelen kaymakam ise işkillenip elini bile sürmez eski evlere.

Genelde bu tip yerlerde, işsiz güçsüz takımı ateş yakar, içer ama buradan o tayfa bile korkmuş zira etrafta tek bir çöp yok. Köyün son manzarası bu. Bence tam kamp yapılacak mekan hatta korku filmleri için güzel bir plato. Konu da hazır. Hasan Karacadağ ve Ahmet Mestçi'nin bilgisine.








24 Haz 2015

Tür Değil Hayvansever

Bir yaz günü okulun duvar dibine annem kilim sermiş, önüme oyuncaklarımı döküp, çamaşır asmaya gitmişti. İkinci kız çocuğu olduğumdan ablama alınan oyuncaklarla oynardım genelde. Aramızda yaş farkı çok yoktu ve ondan küçülen ne varsa bana geçerdi. Oysa ben hep arabalar ve robotlarla oynamayı sevdim. İlerleyen yıllarda bunu anladıklarında artık bana ablamın bebekleri yerine, daha fazla hoşlanacağım şeyler alınmaya başlamıştı.

Bir kibrit kutusunu araba yapmıştım. İçerisine taşlar koyup, boşaltıyordum. Dört yaşındaydım. Yanıma küçük bir hayvan gelmişti, yumuşacıktı. Onu da aldım ve kibrit kutusunun üzerine bindirdim. Düşüyordu, düşmesin diye parmaklarım onun üzerinde kibrit kamyonunu sürmeye başladım. Hayvan ile konuşmaya başlayınca, annem neye homurdandığıma bakmak için yanıma gelmiş ve avucumun içerisinde bir akrep görünce basmıştı çığlığı. 

Babam ile beraber apart topar köydeki sağlık ocağına götürdüler beni. Yolda annem yumurta sarısına soktu ellerimi. Oysa akrep bana hiçbir şey yapmamıştı, zehirliydi ve onu belki de hırpalamama rağmen dokunmamıştı bana. 

Hayvanlara dair ilk anım bu, bugün hâlâ şaşırarak yad ettiğimiz bir anı. Çocukluğumdan bu yana tür ayrımı yapmadan nerede bir hayvan görsem, ilgilenmeye çalışırım. Hiçbir şey yapamıyorsam laf atarım. Sevgimi anladıklarından en ufak bir kuşkum yok.

Ek olarak yazımı yayınladıktan birkaç saat sonra Fatih Terim'in şu haberini gördüm: "Otobana Atın Şu Köpekleri"  
İmparatorun(!) lüks villasında rahatı kaçmış, havladıkları için sokak köpeklerinden rahatsız olmuş ve işini gücünü bırakıp, köpeklerin toplatılıp barınağa ya da otoyola atılmasını istemiş. Kısaca öldürün hükmünü vermiş diyebiliriz. 
Paraya taptıkça merhametini yitirmiş iki ayaklıları gördükçe hayvanları daha çok seviyorum!







19 Haz 2015

Kırmızı Erik

Komün sitemde her şeyin bereketi artar derler ya, erikler de durumu doğrular gibi kızıla vurdukça renkleri, ağaçları yıkarcasına coştular. Ancak erik deyince aklıma ekşi geldiğinden tatlıları bir türlü kabullenemiyorum, dolayısıyla yiyemiyorum. 
Alanya çok ısındığından, artık dallarda can erik (yeşil) bulmak imkansız. Pazarda satılanlar da Isparta'dan geliyormuş.
Bazı sebzeleri derin dondurucuya atıyorum ama yeşil eriği hiç denemedim. Havası alınmış buzdolabı poşetiyle birkaç avuç deneyeceğim, kışın da sulu sulu ve kütürt sesli olursa, seneye yığınla erik stoklarım.





15 Haz 2015

Başak Sarısı ve Nohut Yeri

Birkaç gündür uğrayamadım, soran arkadaşlar olmuş. Kendimi iyi hissetmiyordum, ufak bir hastalık atlattım ancak şimdi çok iyiyim, hatta canavar gibiyim keşiflere devam ediyorum.

Alanya'nın 60 km doğusunda Dağlık Klikya, yöre halkı tarafından Nohut Yeri, olarak bilinen bir bölge var. Birkaç senedir antik kazılar yapılıyor. Buradan Afrodit heykeli başı ve tapınağa ait mozaikler çıkarılmış. 

Kazıları Colorado Üniversitesi yapıyor. Arkeoloji mezunu yığınla işsiz varken, yurt dışından ekiplerin gelip kazı çalışması başlatması ne acı değil mi? Her yaz kazı programı hazırlanıyor ve kendi imkanları ile gelip çalışmaya katılıyorlar. Bu sene de kazılar devam edecek. Çalışmalar, New York Times gibi gazetelerde haber olurken, bizimkilerin umurunda değil. İlgi yok, kaynak yok. Bin odalı saraylara var, tarihe yok!

Konu ile alakalı çok fazla döküman bulamayabilirsiniz. Antiocheia ad Cragum Antik Kenti olarak aratmanız gerekiyor. Ulaşacağınız bilgilerin neredeyse tamamı yabancı kaynaklardan. 

Romalılardan sonra burası hiç rağbet görmemiş. Denize inen uçurumlar ve sarp yamaçlar var. Bu yüzden nohut ve başak tarlaları ile dolu. Dileğim proje tamamen bitip, Kültür Bakanlığı'na geçtikten sonra da civarda bu başak sarılarını görebilmek. 










3 Haz 2015

Duvar Askıları

Kışın sahilden topladığım odun parçaları iki koli olarak bodrumda duruyor. Zaman buldukça değerlendirmeye çalışıyorum. 
Bu askılıklar da onlardan. Birini yatak odasında kolye askılığı olarak, diğerini mutfak için hazırladım. Hırdavatçıdan çekmece kulpları alıp, tahtalara vidaladım. Hem çok sağlam hem de sıra dışı oldular. 







1 Haz 2015

Antalya Arkeoloji Müzesi

Hafta sonu çok uzun zamandır gitmek istediğim Antalya Arkeoloji Müzesi'ne gittik. Konyaaltı'nda oldukça merkezi ve denize nazır bir yerde. Kentlerin en özel yerlerinin müzelere ayrılması çok hoşuma gidiyor zira bizim memlekette tarihin kıymetinin bilinmediğini düşündüğümüz zaman bu bile şaşırtıcı geliyor insana.

Şimdiye dek gezdiğim en sağlam müzelerden biri. Hatta olaya arkeoloji olarak bakarsak, kuşkusuz dalından en iyisi diyebilirim. Perge Antik Kenti'ni gezerken, alandan çıkarılan birçok heykel ve frizin bu müzede sergilendiğini öğrenmiştim dolayısıyla ziyaret öncesi çok heyecanlandığımı da söyleyebilirim. 

Giriş ücreti yirmi lira, biz yine müze kartımız ile girdik. İklimlendirme çok güzel, görevliler ilgili ve koleksiyon muhteşem. 
Tanrılar, ölü kültü ve lahitler salonu beni çok etkiledi.

Müzeyi gezerken sayfasını zevkle izlediğim Zeugma geldi aklıma. Antik kent yazılarımı ilgi ile izlemiş ve arkeoloji müzesi yayınını merakla beklediğini yazmıştı. Yakın zamanda babasını yitirdiğini biliyorum, umarım bu yayın ufak da olsa kafasını dağıtabilir.

Son olarak; küçük bir çocukla, müze gezisi gerçekten zor. Müze çok büyük olduğundan ara ara koltuklar koyulmuş, orada biraz dinlenmeyi denedik ama nafile. Ata, çok sıkıldı ve yoruldu. Koşturup bir şeyleri devirmesini engellemeye çalışmaktan, eserlerden çok fazla seyir zevki alamadım.  Yeniden ve yarım gün ayırarak müzeyi gezme niyetindeyim, en kısa zamanda.