31 Eki 2015

Sonucu Sandığa Gitmeyenler Belirleyecek


Dün pazarda iki kadınla aynı tezgahtan domates seçiyordum. İyi giyime ve güzel diksiyona sahiptiler. Şöyle bir diyaloğa şahit oldum.
- Pazar günü oy kullanmaya gitmeyeceğim tembellik yapacağım evde.
- Ben de çocukları alıp x yere götüreceğim, oy veriyoruz de ne oluyor?


                                                                      * * *

Gezici'nin yayınladığı son ankete göre, sandığa gitmeyen seçmenin büyük çoğunluğu CHP’li. Bu sebeple oy kullanma oranı arttıkça CHP’nin oyu artacak, dolayısı ile AKP’nin oy oranı düşecek. Oy kullanmama oranının yükselmesi AKP’nin tek başına iktidar şansını zayıflatıyor. Yapılan araştırma sonucunda sandığa gitmeyeceğini ifade edenlerin % 55’i CHP seçmeni.

Kaynak: Cumhuriyet

24 Eki 2015

Hamsilos Koyu

Güneş, kızıl yeleli bir tay hızıyla kayboluyor boşlukta. Soluk mavi denizin üzerinde kıyıya yaklaşıyor bir kayık. Aklımda Nazım'ın dizeleri, telaşsız mırıldanıyorum;

"...
Sarıldılar.

Bir kitap düştü yere. 
Kapandı bir pencere.

Ayrıldılar."







20 Eki 2015

Tatlıca Şelaleleri


Erfelek Tatlıca Şelaleleri, yirmi sekiz şelaleden oluşmuş bir takım şelale. İlki hemen girişte yer alıyor, sonrakilere ulaşmak için tahta basamaklardan oluşan bir parkuru takip etmek gerekiyor. Merdivenlerin sonunda salaş bir çay ocağı var.  Közde kahve ya da yayık ayran soluklanmaya birebir. Sonrası ormana doğru bir yolculuk. Minik ile oraya kadar tırmanmak bile başarı. Kot pantolonlarla olacak iş değil, kıyafetiniz ve malzemeleriniz olmalı. Şelaleyi dinleyerek tırmanmak, kamp atmak eminim çok tatlıdır. 








15 Eki 2015

Sinop

Küçük, şirin, bol rüzgârlı bir kent Sinop. Doğası muhteşem. Denizine, ağacına, sabahları çığlıkları ile sizi uyandıran martılarına sayfalarca methiye düzebilirim ama bütün bunları insanoğlu öyle bir gölgelemiş ki manzaram beklenmedik şekilde değişiveriyor.

Kente plansız yerleşilmiş her şey üst üste. Trafik lambası yok. Zaten araçlar durursa o daracık yollarda bitmek bilmez bir keşmekeşlik yaşanacaktır.

Neyin nerede olduğu belli değil. Bir butik hemen yanında oduncu, kalaycının yanında lokanta... Daracık kaldırımlar, binalar çapraşık dişler gibi üst üste yığılmış. Çevre düzenlemesi berbat. Belediyenin peyzaj çalışması yok denecek kadar az. Göbekte bir tabela okuyorum "Sokak hayvanlarına saygı gösterelim, yol verelim."  Çok sayıda sahipsiz köpek var. Barınağa tıkılmalarındansa beraber yaşamak en iyisi ancak ne bir beslenme ünitesi ne de bir su kabı var civarda. Özellikle kentin dış bölgelerinde köpeklerin durumu vahim. Tabela asmakla iş bitse keşke.

Bir de çöp sorunu var. Ülkenin genel sorunu bu ama Sinop'ta çöp kutularından taşan torbalar, o güzelim manzaraları kara çalı gibi kapatan çöp yığınları çok daha fazla göze batıyor. Geri dönüşüm kutusu yok, gözlemlediğim kadarıyla insanlar çöpleri ayrıştıracak bilinçte bu hususta belediyeye ufaktan baskı yapmalarında fayda var.

Hiç mi güzel şey yok bu memlekette derseniz örneğin baton pasta var. Alanya'da hiç bulamıyorum batonlardan. Çocukluğumun pastaları, çatalla dalınası. Şen pastahanesi iyiymiş bu konuda. Kıyıda çay bahçeleri var, okumak ya da bir şeyler yazmaya müsait. Hayal edilebilecek bir şeyler varsa adanın yukarılarına çıkılıp deli deli esen rüzgârla seyredilebilecek Karadeniz var.



İnceburun - Türkiye'nin en kuzey ucu


Şahin Tepesi

Boyabat Kalesi

Sarı Kum Plajı


TSK'ya ait tarihi bir bina

Şehir kütüphanesi


11 Eki 2015

Kanıksamak

Alışmaktan korkmalı insan. Kaygıyı ve umudu yitirmekten, kabullenmekten korkmalı. Birey değil de kişi olmaktan korkmalı zira kişiler özgün düşünemez, sorgulayamaz, başkalarının fikirlerini temelsizce benimseyip yönlendirilmeye açık olurlar. Onlar; başkasının acısına yabancıdır, 'olur öyleci'dir. Kolay unutup, yüzleşmekten korkarlar.

Ankara'daki terör saldırısını sorgulamadan, unutacak olanlar bundan sonraki saldırıların da sorumluluğuna ortak olacaktır.

Patlamanın ortasında kalan bir tezgahtan yerlere saçılmış simitler... Ankara simidinin o keskin, kavruk kokusu yerini, kan kokusuna bırakmış.

Kan bulaşmış kaldırımlara basarak iktidarda kalmaya yemin etmiş koltuk sevdalı siyasetçiler, iç güvenliği sağlayamadıklarını dudak ucu gülümsemesi ile inkar etmekte. Bütün bunları toplum olarak kanıksadıkça yeni faili meçhul kitlesel cinayetler demokratik(!) yaşamın bir parçası olarak beklenmekte.

Hâl böyleyken kabullenmek, her şeyi bırakıp ülkeden çekip gitmeyi istemek şüphesiz en kolayıdır. Zor olan kalıp mücadele etmektir. Sokma akıllarla değil, sorgulayarak inandığın ne varsa onun için uğraş vermektir.

Bu bağlamda gerçek bir barış adamı olan Mustafa Kemal Atatürk'ün sözlerine yürekten katılıyorum;

"Şu veya bu sebepler için, ulusu harbe sürüklemek taraftarı değilim.“Öldüreceğiz” diyenlere karşı “Ölmeyeceğiz” demeliyiz."