29 Ara 2016

Bebeklik Battaniyem

Fotoğraf, Kelebek Köyü'ndeki okul lojmanında çekildi. Halamın ayağında uyumaya çalışıyorum, üzerimde bebeklik battaniyem. Anısı uzak geçmişe dayanan battaniyeyi yıllarca dolabımda sakladım. Ara sıra dokunup koklar; köyüme, evime, hatırlamaya çalıştığım manzaralara giderdim. Ata'nın gelişi ile beraber dolaptan çıkardım, annemin yaptığı gibi ben de bebeğimi sarıp sarmaladım.

Bugün Ata ve Tatliş'i yatakta battaniye altında görünce çekip yayınlamak istedim. Hazır eski fotoğrafları açmışken, iki tane de anne kucağında Burcu ekledim. Bu anlar benim için çok özel.





27 Ara 2016

Yılbaşı Etkinlikleri

Okul öncesi çocuklar için ince motor becerilerinin gelişimi çok önemli. Ata, kreşe gitmediğinden bu tür etkinlikleri evde beraber yapıyoruz. Bu ay el işi etkinliklerimiz yılbaşı teması üzerineydi. Minik, en çok kağıt rulolardan kardan adamı yapımını sevdi. Bitince de epey oynadı. En son kardan adamın göbeğini koltuğun arkasında buldum, neler yaşadı kim bilir.








22 Ara 2016

Noel Pazarı

Noel pazarını normal şartlar altında büyük bir iştahla gezerdim ancak bu sefer yirmi dakika ancak kaldım. Ata ile şöyle bir turladık çıktık. Alman pastalarından yedik birer dilim hepsi o. Fotoğrafta çöreğini karısına ısırtan şapkalı adam var ya hah işte ondan daha suratsızdım. Sebebi malum; kokuşmuş karanlık.

Neyse Vatanım sensin başlıyormuş, televizyonu açayım da sahneden ibaret olsa da Mustafa Kemal'in oturduğu odadan sızan sarı ışığa, kalem tutan eline, "Efendiler" sözüne heyecanlanayım.







20 Ara 2016

Bahçe İşleri

Bahçeyi aldığımızdan bu yana iki ay geçti. Bu süreçte en fazla zorlayan iş taş toplamaydı. Önce patpat girdi toprak bir güzel sürüldü. Sonra başladık ırgatlığa. Giydik eldivenleri günler boyunca taş toplayıp, el arabası ile çektik. Aslında taş toplama makineleri var daha büyük bir tarla olsaydı mutlaka denenebilirdi. Tarlanın üç yanını çit ile çevirmiştik. Bir yanına da topladığımız taşlarla derme çatma bir duvar yaptık. O kısım dere yatağına baktığından çok da önemli değil.
Çit çekmeden evvel geceleri domuzcuklar girip dallarda kalan meyveleri yiyorlardı. Yemeleri bir şey değil de meyveye ulaşmak için güzelim dalları gövdeden ayırıp, kırıyorlardı. Zaten ağaçlarımız yaz boyunca susuz kaldığından meyvelerimiz yeterli tada sahip değil. Çoğunu toplayıp domuzcuklardan özür mahiyetinde ormanın içerisine bıraktım. Her gelişte de torbayla ekmek getirip bırakıyorum. Kurtlar, kuşlar aç kalmasın.

Toprağı çapalamaktan kol kası yapmış olabilirim. Çapa öyle ağır ki kaldırdığımda vurmaya takatim kalmıyor ama babama da kıyamıyorum. Bütün iş ona bakıyor. Gerçi hafta sonları hep beraber çalışıyoruz ancak iş bitecek gibi değil. Sebze tohumlarını dikmek çok fazla emek isteyen bir işti. Bitirdik sayılır. Ektiğimiz tohumların bir kısmını karıncalar yuvalarına götürmüş. Uyanık köftehorlar. Kalan tohumlar, toprak üzerine filiz verdi. İlk çıkan yeşil: roka. En inatçısı ise havuç.

Bu hafta söğüt, ıhlamur ve elma fidanları diktik. Birkaç çeşit elmamız vardı, armutla beraber çiçeklenmiş. Buraların kışı böyle işte; yalancı bahar.









9 Ara 2016

Yeni Cevherlerim

Oda Kitap'tan ilk alışverişimi geçtiğimiz gün yaptım. Fiyat olarak diğer sitelere nazaran cidden uygun ancak parçalı sevkiyat yaptığından sürekli kargo bekleme süreci söz konusu.

Dawkings'in 'Ataların Hikayesi' kitabını çok uzun zamandır alma arzusundaydım. Ancak fiyatı biraz yüksekti. Onun yerine üç kitap alırım, diyerek fikri öteleyip durmuştum. Nihayet bu cevheri edindim.
Kitaplar arasında manevi olarak en kıymetli olanı ise 'Allen Iverson Efsanesi'. Iverson, benim için yalnızca bir basketbolcu, bir anti-kahraman değil  başlı başına bir dönem. Kitaplığımda olsun istedim. Kitaplardan bir bölümü ise hediye. İçerisinde Atatürk'ün okullarda okutulmasını istediği 'Beyaz Zambaklar Ülkesinde' kitabı da var. Geri kalmışlıktan kurtulmak için nasıl mücadele verilir, okuyup fikir edinmeli.

Bu arada fotoğraflarda yok ama Yılmaz Özdil'in Adam kitabını da babacığım Migros'tan almış. "Kitap sitelerinde imzalı olanı indirimdeydi." deyince, "Migros laik bir market, para kazandırmak gerek. Hem kim dedi imzasız, diye" dedi. İlk sayfasını açtım. "Burcuma sevgilerle... Babası" yazıp imzalamış. Tam bir pofuduk.


6 Ara 2016

Meyus Evler

Bulutsuz bir sabah. Tatlı bir aydınlık düşmüş hatıllı evlerin üzerine. Perişan, meyus ahşap pencerelerin birinde genç bir kadın gözüme ilişecek gibi. Elmacık kemikleri çıkık, omzuna düşmüş kızıla çalan saçları. Yüksek sedirin üstünde oturmuş, ahşap çatıdaki oymalar gibi ince ince işliyor elindeki danteli. Birazdan kısmet dolsun diye er vakitte açtığı, çift kanatlı ahşap kapıyı kapatmaya aşağıya inecek; 'hayat' diye andığı karanfil kokulu avludan geçerek...








29 Kas 2016

Köpük

Köpük, bizim sokağın demirbaşı. Çok araba girmeyen sokağa tüpçü, sucu ya da yazlıkçı geldi mi gbt sormadan vermez geçiş iznini. Komşumuz Veronica, ona Köpük ismini koymuş. Telaffuz edemediği ismi niçin koydu bilmiyorum. "Kopuk Kopuk" diye sesleniyor. Mahalleye yeni taşındığımızda isminin cidden Kopuk olduğunu sanmıştım.
Köpük'e el birliği ile bakıyoruz. Aşı ve damlalarını Veronica takip ediyor. Mama ve su kabı hiç boş kalmıyor. Civarda yaşayan herkesin köpeği olduğundan mama paylaşmakta sıkıntı olmuyor. Tek eksiğimiz bir yer. Yağmurlar başlamadan evvel ufak bir kulübe yapma niyetindeyiz.

Fotoğraflar, bu akşamüstünden. Oyundan eve dönüşte Köpük tüm heybetiyle karşıladı yine bizi. Ata ile oynaştılar bir müddet. Sonrasında eve kadar eşlik etti bize. Benden bir köpek kurabiyesi kapıp akşam nöbetini tutmaya, sokağın başına döndü.

Semtin diğer sakinlerini de tutturabilirsem fotoğraflamak niyetindeyim. Eczacının köpeğini, balıkçının kargasını, fidecinin kedilerini...

Ülkede öyle bir düzen kurulu ki elini sallasan merhametsiz, ahlaksız, dalkavuğa çarpıyor ancak aksi de yok değil; yalnızca iyiler, kötüler kadar yaygaracı değil. Memlekete olan inanç; iyilikle, doğrulukla karşılaştıkça tazelenecek.



23 Kas 2016

Kasımpatılar Getirdik Sana

Paşam, sana oğlumu getirdim. Elinde krizantemler, uçarcasına çıktı Anıttepe'ye. Evvelce de gelmişti, güle oynaya ama çocuk aklında kalmamış demek.

O çok sevdiğin kasımpatılardan getirdi sana. "Uyuyor Atatürk, bırak oraya çiçekleri." dedim. Bıraktı. Sonra yeniden aldı. Büzdü dudaklarını: "Ama ben bunyayı Atatüyk'e veyecektim." dedi. Dört yaşındaki çocuğa ölümü anlatabilir miydim?
Düşünceli halimi görüp, "Bizim giymemiz yasak mı askeyyey kızay mı?" diye sordu. "Kızmazlar, onlar komutanları için buradalar. Kötü insanlardan koruyorlar Anıtkabir'i." dedim. Sonra karşısına diz çöküp; "Bak Ata, tüm canlıların bir yaşam süreleri vardır ve bu süre bittiğinde ölürler. Atatürk de öldü ama bu ondan ayrı kalacağımız anlamına gelmiyor. Fotoğrafları var, anıları var. Onun hakkında konuşabiliriz. Ölüm, onu sevmemize engel değil. Sevgimizi hissedebiliyor. Büyüyünce bunu daha iyi anlayacaksın." dedim. Yüzümdeki ifadeden hoşlanmayıp, "Peki anneciğim hadi mutyu oy, Atatüyk uzakyaya gitmiş ama beyki geyi geliy tamam mı?" diye beni teselli etmeye çalıştı.
Bunu anlaması uzun sürecek ama öğrenecek. O da bizler gibi hiç görmediği bir adama, sana, büyük bir sevgi ile bağlanacak. Hatıralarına, fikirlerine sarılacak. Senden ilham alıp, adına yaraşır bir insan olacak. Bir anne olarak, bundan ötesini istemem.







21 Kas 2016

Karlı Ankara Sabahı

Ankara'ya gitmeden evvel henüz kışlıkları bile çıkarmamıştım. Karlı bir sabaha uyanmak tatlı oldu. Az da olsa tutan kar ile sitenin bahçesinde minik kardan adam yaptık. Ata'nın heyecanı bambaşkaydı ama mevzuyu yine iş makinelerine bağlayıp, oyuncak mağazasından kar küreme aracı aldırmayı başardı. Karla tanışmasının evveliyatı var ancak hatırladığını sanmıyorum. Kitaplarda gördüğü kış ile özdeşleşen kar yağışını bu defa daha bilinçli olarak deneyimlemiş oldu.