28 Nis 2016

Paçavra perdeler ve mumlar

Salaş şeyleri seviyorum. Perdeye ihtiyaç duymayan küçük pencerelerimi çıplak görüntüden kurtarmak için eski kumaş parçalarını birbirine ekleyip, bir odun parçası üzerine bağladım. Ufaktan bohem havası esti salonda. Başka bir gelişigüzellik ise limonlu mumlar; limon kabuklarını atmayıp, içlerine artık mumları eriterek doldurdum. Yandıkça limon kokusu dağıldı havaya; tatlı bir canlılığı vardı.








26 Nis 2016

Bir Nehir Gibi

Kıyısında ağaçlar, sarmaşıklar çağlıyor şimdi nehir; düşen hiçbir yaprağı ağırlayamadan... Denize karışıyor firuze maviliği, mutlu bir yolcu gibi.





21 Nis 2016

Yabani Bezelye

Yamaç üzerinde tatlı bahar aydınlığı var. Yeşili taze ağaçların altında oturup, gümüş parıltılar saçan bir havada kırlarda olmak iyi geliyor bana. Pürtelaş serçeler, gözleri yolda ardıçlar, zeki saksağanlar; şimdi doğa en güzel halini yaşıyor. Yalnız onlar mı? Topraktaki canlılar da bir bir ortaya çıkmaya başladı. Yılan, fare ve köstebek yuvaları her yerde.  Dün senenin ilk yılanını gördüm, hemen önümden kıvrılarak süzüldü. Kahverengi ve parlak derisi ile oldukça asil görünüyordu. O yöne doğru yöneldim ancak uzamış otlar iyiden iyiye bacaklarıma sürtünüp, kaşındırmaya başladı. Aldırış etmeden biraz daha ilerleyince bu defa ayak bileğimin daha sert bir şeye dokunduğunu hissettim; eğilip baktım ve yabani bezelyelerle karşılaştım. Vahşi otlar arasında kendilerine yer bulmuş, meyveye durmuşlardı. Kabukları oldukça sert ve iri kılçıklı olsa da taneleri çok tatlıydı. Toplanacak kadar çok olduklarını görünce, bir yemeklik almak istedim. Kopardıkça, arttı sayıları ve haliyle koyacak bir yer bulamadım; tişörtümü kıvırıp içerisine doldurdum. Sıcakta otların arasında gezinip, tek tek bezelye toplamak çok zahmetliydi ama akşam olup da küçük hasadım tencerede fokurdamaya başlayınca tüm yorgunluğum silindi.




18 Nis 2016

Açık Hava Kütüphaneli Köy Okulu

Geçen pazar Ata ile yine dağ-tepe dolaşırken bir tabela ilişti gözümüze; Açık Hava Kütüphanesi 2 km. "Bu kırsalda ne kütüphanesi?" diye şaşırıp, o tarafa yöneldik. Yol bizi devlete bağlı bir ilköğretim okuluna götürdü. Bu okul içeride, konteynerda ve bir de bahçede olmak üzere üç kütüphaneye sahip. Bizi köy öğretmeni ve eşi karşıladılar. Beraber okulu gezdik. Emekli ziraat mühendisi eşi Ali Bey'in de yardımıyla okula harika bir bitki bahçesi, bir de hayvanat bahçesi kazandırmış Fatma Öğretmen. Serbest ders zamanında çocuklarla beraber hayvanları yemleyip, tarım yapıyorlarmış.  Bununla da kalmayıp erkek çocuklar tamirhanede öğrenim görürken, kızlar ise köyde yaşayan bir ninenin öğretmenlik yaptığı dokuma tezgahlarında el becerilerini geliştiriyorlarmış.

Okulun yalnızca kırk öğrencisi var. Birleştirilmiş sınıflar olduğundan bizim aklıevveller çocuklarını yakınlardaki bir başka okula gönderiyorlarmış. Burayı daha çok yabancı öğrenciler tercih ediyor, uzak da olsa servisle okula geliyorlarmış. Okulda kantin yerine yemekhane var. Öğretmenler ve öğrenciler beraber aynı yemekleri yiyorlar. Burası bağışlarla hayatına devam ediyor. Örneğin Harley Davidson Riders Club ziyarete gelmiş ve öğrencilere malzeme desteğinde bulunmuşlar. Konteyner kütüphaneyi internet üzerinden hiç tanımadıkları biri içi kitap dolu olarak yollamış. Tüm bu uğraşlarda Ali Bey'in rolü çok büyük. Okul için sürekli yazışmalar yapıyor. Çocuklara satranç öğretiyor.

Biz oradayken başka misafirler geldi. Tanıştık, içlerinden Kanadalı Markus gönüllü olarak İngilizce dersi veriyormuş öğrencilere. Bir başkası yemekhanenin duvarına resim çiziyormuş.  Her şey daha çok yeni ama umut verici. Kapatılan köy enstitüsüleri gibi. Yakınlarda oturuyor olsaydım Ata'nın bu okulda okumasını arzu ederdim doğrusu. Müdür koltuğunda kedilerin uyuduğu, ayna karşısında tavukların süslendiği bir okula gitmeyi hangi çocuk istemez ki? Şartları zorlamaya dair kafamda ufak ufak bir şeyler belirmiyor da değil, bakacağız artık.  Bu arada bir sonraki gelişimizde Ata ile okuduğu kitapları çocuk kütüphanesine hediye etme konusunda anlaştık. Kütüphaneye üye olup, birkaç kitap da aldık. Miniğimin adı kütüphanenin en küçük üyesi olarak kayıt defterinde yerini aldı.







15 Nis 2016

Paşa Kayıp

Komşumuzun kedilerinden biri kayıp. Kadın, perişan vaziyette. Dün öğleden sonra epeyce aradık ama yok. Paşa, erkek ve fotoğrafta görüldüğü gibi burnunda koyu bir lekesi var. Umarım bir görene denk gelinir.

13 Nis 2016

Yenidünya Fidanları ve Mavi Lupinler

Çekirdekten yetişen ağaçların meyveleri deli olur; büyük kısmı dudak büktürür. Ancak ağaç, yalnızca yemişine dadanmak için dikilmez. Kayısı, erik, yenidünya gibi meyvelerin yendikten sonra çekirdekleri çöpe atılmayıp, biriktirilmeli ve ilk kırsal gezisinde savurmalı doğaya. Yüzde yirmisi ağaca dönüşse yeter. Arılar çiçeklerinden bal yapsa, kuşlar yemişlerini gagalasa... Bu ihtimali bilmek bile güzel.

Yenidünya çekirdeklerini saksının içerisinde atmıştım; fidana dönüşmüşler. Aldım, su kaynağından çok uzaklaşmamak suretiyle ormanın içlerine gittim. Her birini özenle diktim toprağa. Birkaç sardunya ve papatyayı da daldırma usulü köklendirme yaparak yanı başlarına ekmek için toprak yüzeyi ellerimle temizledim. İtiraf etmek gerekirse bu kısım hayli zordu. Tırpan olmadan kurumuş dikenlerle baş etmek beni yordu ama toprağı havalandırmayı başardım. Evde çillenen patatesleri çantama atmıştım. Çıkarıp, filizlenen yerlerinden üçe keserek toprağa gömdüm. Sıra geldi su taşıma işine. Kuru toprağı suya doyurmak için defalarca pınara gidip geldim.

Sonrasında gübreleme işi vardı. Aşağıda marketin yanına bir kamyonet yanaşırdı bazen; üzerinde "Satılık taze gübre" yazan mavi bir kamyonet. Kasasında keçiler ve yeni doğan canım kuzular olurdu. Bütün gün annelerinin memelerini çekiştirerek, güneşlenirlerdi. Köylü adam onların süt dışkılarını satıp para kazanıyordu. Bir defasında Ata'ya kuzuları göstermek için yanlarına sokulduk. Epey oyalandıktan sonra, kamyonetin sahibi elinde çay ile yanımıza yanaştı. Biraz lafladık:

"Sizde davarcılık var mı?" diye sordu.
"Yok hiç hayvanımız olmadı." dedim.
Araya başka şeyler girdi ama köylü tatmin olmamış gözlerle süzdü beni.  Sonra dayanamayıp yeniden: "Sizde davarcılık vardır emme sen bilmeyondur."
"Babam çocukluğunda çobanlık yapmış hepsi bu."
"Hele belli belli. Şu yazmışlara bakışından, kuzuları sevişinden belli. Bak ben bildim de sen gayıl olmadın."

Bu gülümseten diyaloğu hatırlayıp, yeniden mavi kamyoneti bulma umuduyla, marketin yanına doğru bayır aşağıya indim ama nafile; bugün kuzucuklar ve anneleri yoktu. Gerisin geriye yukarıya tırmanırken, muz bahçesinin orada, damperi gübreli toprak dolu bir kamyon gördüm. Muz bahçesinin sahipleri budamayı bitirmiş, gübrelemeye geçmişlerdi. Bakındım kimseleri göremedim. Eve döndüm. Birkaç saat sonra Tatliş'i dolaşmaya çıkardım. Kamyon gübreli toprağı boşaltıp gitmişti. Bahçe sahipleri, küreklerle gübre tepeciğini karıyordu. Selam verip, biraz gübre alıp alamayacağımı sordum. "Tabii ne demek." dediler. Adamın biri cebinden Migros poşeti çıkardı, doldurdu tepeleme. Para vermek istedim, kabul etmediler. İhtiyaç duydukça ağaç kenarlarından alabileceğimi söylediler. Teşekkür edip ayrıldım. Tatliş'i eve bıraktıktan sonra, gizli bahçeme gittim. Fidanlarımı gübreledim; yanmamaları için azar azar döktüm diplerine. Dönüşte bodur mavi lupinlere denk geldim. Çok güzellerdi fotoğraflamadan edemedim. Teksas eyaletinin tescillenmiş çiçeğiymiş. Bizim buralarda mavisi ile beraber beyazına da sık rastlanır. Çiçek içerisindeki tohumları yenidünya fidanlarımın yanına serpiştirsem, kök salma ihtimali yüksek. Bitkilerim tutarlı tavır sergilerse birkaç yıl içerisinde o ormanlık alanın meyve veren hâlini de görebilirim ve bu var ediş, yaşatmak isteği başka uğraşları da tetikler kim bilir.




6 Nis 2016

Eski Kamp Alanı

Burası uzun zaman evvel terk edilen bir kamp alanı. Devletten kiralandığında adı Sedre Camping'di. İçerisinde çadır, karavan alanları ve çardaklar bulunuyordu. İşletme sahibi restoran bölümünü de devreye sokunca kaçak yapılaşma adı altında yıkıldı. Sonrası ıssızlık...

Bu yalnızlık içerisinde akşamüstü piknik için buradaydık. Hem yüzdük hem bir şeyler atıştırdık. Ata çok mutlu oldu. Oradan oraya koşturdu durdu. Mimozalar çocuk kahkahası ile savrulmayalı uzun zaman olmuş. Dönen salıncak, tahterevalli pas tutmuş. İskelenin basamakları düşmüş. İnsanlar uğramayınca doğanın rengi de kokusu da değişmiş. Adeta yeniden ömür biçilmiş.







4 Nis 2016

Buğday Tarlasında Çocukluk

Çocuktum, Çukurova'da derin vadilere buğday ekilirdi. Buğday toprağını, suyunu başka bitkilerle paylaşmayı sevmediğinden köylüler kavurucu sıcaklarda ot yolar, kaya ve çakılları temizlerdi. Ekinlerin hasattan önce kurumaması için Deliçay'dan su taşır, kanallar açarlardı. Çocuklarla beraber buğdaylar da boy atardı. Bütün bu zahmetlere tanık oldukça ekin tarlalarına karşı hassas davranır ancak o davetkâr tavrını da göz ardı edemezdik; yeşilinin içinde özgürce yitip giderdik.

Çocuklukta haz duyduğum ne varsa, şimdi oğlumla beraber kuralsızca yeniden yaşıyorum.
Bir buğday tarlasında kayboldu Ata, tıpkı benim gibi... İncitmeden ekinleri koştu, saklandı, debelendi. "Neredesin göremiyorum seni?" dedikçe, ellerini kaldırdı gökyüzüne.