24 Tem 2016

Hüzün ve Öfke Arasında

Kış aylarında erkek kardeşim ve Ata ile  Ankara'ya gitmiştik. Ablam Emek'in bizim için hazırlayacağı tiramusularından, meyveli keklerden yiyecek, aile dizimiz olan bizimkileri izleyip güzel birkaç gün geçirecektik; olmadı. Başkentte büyük bir patlama oldu, ölüm ve hainlik çöktü şehrin üzerine. Haberleri izleyip, endişe etmekle geçti günlerimiz. Üzerinden iki mevsim geçti, bu defa Ankara'ya annemi alıp gittim. İlk gün onlar Ata ile ilgilenirken, işlerimi hallettim. Ertesi gün Karanfil'e gidecektik, sahafa; gidemedik.

Gecenin karanlığında Ankara semalarında jet sesleri yankılandı. Endişe ve korku ile haberleri takip edip olan bitene anlam vermeye çalışıyorduk ki kobralardan ateş açılmaya başladı. Bulunduğumuz yer TBMM'ye on dakika uzaklıkta. F16'ların ses hızını aştığı için çıkardığı sonik patlamalar camları sarsıyor, atılan bombalar adeta duvarları dövüyordu. Çift cam olduğundan sesle kırılmadı ama o uğultular adeta kulaklarımı yaktı. Ata korku ile uyandı, "Gök gürlüyor bir şey yok." desem de tersliği anladı. Hiç böyle sıkı sarıldığı olmamıştı. Başını göğsüme gömüp, "Anne ben karanlığı istemiyorum gitsin. Sabahı kucakla getir lütfen" diye ağlamaya başladı.

Emek'in ardiye olarak kullandığı iki metrelik penceresiz bir odası var. Son patlamayla birlikte oraya sığındık. Hastalarınki gibi bir türlü bitmek bilmeyen bir geceydi. Üç kadın, birinin sözü yetmiyor diğerini yüreklendirmeye. Küçük köpeğimiz Çavi bile kulakları geride, kucağımıza sokuluyor.

Savaşlarda evleri bombalanan insanların fotoğraflarını görürdüm gazetelerde, o anlık empati yapar üzülürdüm. Ancak yaşadıkları korkuyu tahlil etmem mümkün değilmiş. Karşımızda bombalar yağan savaş evvelinde, Mustafa Kemal'e 'Başkomutanlık' yetkisi vererek, zaferin kazanılmasında payı olan; sonrasında da onu mareşal rütbesi ve gazi unvanı ile onurlandıran Gazi Meclis. Üstelik üzerinde ay yıldız çıkartma olan jetlerce yerler bir ediliyor. Bu sarsıntının tarifi yok.

Sabah olaylar durulunca. Su almak için dışarıya çıkan annemlere: "Anneanne gitmeyin sizi alırlar." diye engel olmaya çalıştı Ata. Haberlerden kulağına çalınan laflar. Ne kadar korumaya çalışsam da olmamış, yavrumun yüreğine kaygı düşmüş.

Üzerinden günler geçti. Alanya'ya dönmeme rağmen normal hayatıma uyum sağlayamadım. Öfke ve hüzün arasında gidip geliyorum. İçimde kocaman bir boşluk, güvensizlik var. Kendimi her zamankinden daha umutsuz, düşmüş ve güçsüz hissediyorum. Geçer mi bilmiyorum.

13 Tem 2016

İbrikçi

Yönsüz uçan kuşlar gibi dolaşıyorum Orta Çağ kalıntıları arasında, aklımda başını hatırlayamadığım bir türkü. Ayaklarımın dibinde yabani krizantemler, hardal çiçekleri...

Uzak bir köpek sesi; yönümü belirliyor. Güneş'in alnında son bir takat ile havlıyor bana. "Gelsene." diyorum. Mesafeyi koruyor; tedirgin, ürkek. Sırt çantamdan atıştırmalık bir şeyler çıkarıyorum. Bir kısmını yere bırakıp, geri çekiliyorum. Kaygılı gelip yemeye başlıyor. Birkaç adım yaklaştıktan sonra karşısında çömelip ellerimi uzatıyorum. Tanışıyoruz böylece. "Bir isim veren oldu mu sana?" diyorum, mahzun bakıyor. Cüssesinden korkup, ilişen olmamış pek. Çantamda ne var ne yok döküyorum. Su ve yiyecek bugün onun rızkı. Besbelli doymadı, en çok da suya. Tarlaların yakınında su havzası vardır umuduyla koyuluyoruz yola. Birazdan hızlanıp önüme geçiyor. Ardı sıra tırmanıyorum bayırı. Beni bir yere götürüyor, bu çok açık. Yoldan geçen motorlulara havlıyor; himayesindeyim artık. Nasıl da centilmen.

Mezarlığa dayanıyor yolumuz. Üstü kapalı beton bir alan; içerisinde üç musluklu çeşme, ardında musalla taşı. Su sesini duyduğu halde kapıya yanaşamıyor. Defalarca kovulmuş olmalı buradan; tekmelenerek, taşlanarak. Elimdeki minik şişeyi doldurup, yanına varıyorum. Kana kana içiyor, Sonra bir daha ve bir daha bu böyle epey sürüyor. Sonunda derin solukları diniyor, sedir ağacının gölgelediği yere geçip uzanıyor. Gidip tüm muslukları açıyorum. Yalağı doldurmak niyetindeyim. Çevreden bir şeyler bulup iç içe balyalıyorum. Balyayı deliğe tıkayıp suyun yalakta toplanmasını sağlıyorum. İnce ince akıyor su, bu iş sandığımdan uzun sürecek. "Biraz dolaşalım mı İbrikçi?" diye sesleniyorum. Evet ona bu adı takıyorum. Bizimkiler dizisinde geceleri sokak köpeklerini peşine takıp, apartmana sokmaya çalışan bir garip ressam vardı, İbrikçi diye anılırdı; yâd etmek istiyorum.




10 Tem 2016

Korkaklığım Yalnızlıktanmış

Birkaç hafta evvel bir şeyler karalamıştım. Yazımı hocama gönderdim, hani şu edu.tr uzantılı adreslerden birine. Haziranın dokuzu idi, üzerinden onca gün geçti herhangi bir geri dönüt almadım. Ulaşmadığına dair bir posta da gelmedi. Hani o içimde taşıdığım, gün olur af dilerim sakinleştiricisi var ya onu da kullanmış oldum. Postama hiç bu kadar sık bakmamıştım, herhangi bir şey yok ve bu beni üzüyor.
                                                                                                                              
Ayın 14'ünde bu notu iliştirmişim taslaklara.
Şimdi yeni bir haber var; güzel bir haber. Bunu bilmek istersiniz diye düşündüm.

Birkaç hafta evvel annemlerdeydim, balkonda kardeşimle beraber babadan "Klima sağlıksızdır." konulu vaazı dinliyorduk. Babamın çayını yenilemesini fırsat bilip telefonuma uzandım. E-posta gelince bildirim almıyorum -telefonumun ses çıkarmasından hoşlanmam- posta kutusunu yeniledim; hocamın adını görünce çok heyecanlandım. Okumadan: "Anne hocam bana yazmış." diye seslendim. Sonra okudum ve tekrar okudum. Çok mutluydum. Bu, benim gibi hayal dünyasında yaşayan biri için atılan en sahici adımlardan biriydi. Kaygılarım baskın çıktığından fikirlerimi eyleme dökmekte hep tereddüt ediyordum. Ulaşamadıkça da karamsarlığımı büyütüp, bambaşka bir şeye dönüştürüyordum.

Hocam bana kırgın ya da kızgın değil. Bunu duymak için ne çok bekledim. "Seni ve yaşadıklarını unutmadım. Kim olsa aynı şeyi yapardı çünkü öğretmenlik bunu gerektirir. Benim için yazdığın satırlardan onur duydum ve çok etkilendim." diyordu iletisinde. Uzun uzun yazıştık, telefonlaştık. Halen görev yaptığı Niğde'ye davet etti beni, ne çok isterim varıp elini öpmeyi.

Gönlümden geçenleri hesapsızca buraya dökerken, öğretmenimin okuyabileceği ihtimalini hiç aklıma gelmezdi.Yorumlarınız cesaretlendirdi, adım attırdı. Sahiden korkaklığım yalnızlıktanmış. Hep "Hadi." diyen bir ses beklemişim. Bazılarınızın adını, suretini bile bilmiyorum ama iliştirdiğiniz o cümleler adeta okumu geren yay oldu. Teşekkür ediyorum. Daima başucumda sakladığım ve yalnızca benim görebildiğim soyut bir listede adı vardı öğretmenimin, şimdi büyük bir mutlulukla siliyorum.