28 Eyl 2016

Badılcan Serası

Babamın eski iş arkadaşı Mehmet Abi'nin yerel şive ile badılcan serası. Para etmemiş bu yıl. Dolayısıyla açığa ekmemişler. Mehmet Abi, makine mühendisi ama işten çıkınca çekiyor şalvarı, patlıcan toplayıp hale götürüyor. Buradakiler okuyup gelseler dahi bırakmıyorlar toprakla uğraşmayı. Patlıcan toplarken yardım etmek istedik ama yaprakları müthiş kaşındırdığından kısa kollularla bu pek mümkün olmadı.






24 Eyl 2016

Karanfil'de Bir Sahaf

Birkaç günlüğüne Ankara'daydım. Kızılay'a inme imkanı buldum. Karanfil'de bir sahafa girdim, bana kalsa saatler geçirebilirdim ancak kısıtlı zaman buna izin vermedi. Yine de istediklerimin bir kısmını aldım. Birçok kitaba kaynaklık eden Çankaya, Mustafa Kemal Atatürk'ün Karlsbad Hatıraları ve durum öyküsünde üzerine kimseyi tanımadığım Saif Faik kitapları sanırım beni en çok mutlu edenlerdendi. Ata da eski bir fotoromanı inceledi uzun uzun. Ona uygun bir kitap olmadığından, başka bir kitabevine gittik. Seveceği türde kitaplar aldık, dayanamadım Eren Erdem'in iki ayrı yayınevi tarafından genişletilmiş olarak basılan kitabını aldım. Alanya'ya döndüğümüzde kitapları incelerken Emile Zola'nın ciltli kitabının arasında bir fotoğraf buldum. Arkasında Fatsa 1990 yazıyordu, ilk sayfadaysa bir imza 71 yılına ait. Kimin kütüphanesindeydi, kimlere arkadaşlık etti kim bilir. Birkaçında da gündelik not kağıdı vardı, bulduğum sayfalarda saklayacağım yine. Ne yazılırsa yazılsın anı barındırdığı için böyle şeylere çok önem veririm. Bazen kütüphaneden aldığım kitapların arasına minik bir papatya bırakırım, eşref saatimdeysem belki bir alıntı, bir not. Ancak şimdiye dek aldığım kitaplarda benzeri bir şey ile karşılaşmadım hı bir defasında ayraç olarak kullanıldığını düşündüğüm at yarışı sonucu bulmuştum ne talih.




17 Eyl 2016

Yol

Sürüp yeşertemediğim toprak, hani bir zaman gelecek kara kara zifte batacak.
Ölçüsüzce uzanan çayırlar ve tepeler habersiz; ışıklı meydanlara bağlanacak bu dağlar.
Patikayı kaplayan böğürtlen çalısı ölecek ilkin, sonra yabani incir ve defne.
Katır izleri, kekik kokuları silinip yitecek. 
Her şeyin tanığı olacak bu taşlar.
Pikaplar, minibüsler inecek Güney'e.
Yol kenarlarında polis memurları; benzin istasyonları, büyük aydınlatma direkleri...
Göğün dengesi bozulup Ay ışığı solacak ve çiğnenecek yavru bir kirpi.




15 Eyl 2016

Güz Yangısı ve Alıçlar

Gece inmesine rağmen şekerpare ağacında tek yaprak kımıldamıyor. Sonbaharın geldiğine dair tek ibare gözlerimde. Bahar alerjim ayyuka çıktı yine. Gözlerim kaşınıyor, yanıyor. Israrla damla kullanmıyorum, ilaç kullanma konusunda kırılmaz bir inadım var. Üstesinden geleceğime inandığım konularda kimyasal almamaya çalışıyorum. Şimdi bile klavyeyi ara ara bırakıp tatlı tatlı kaşıyorum gözlerimi. Bu durum en çok kitap okuma süreme ket vuruyor. Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikayesi dörtlemesi haddinden fazla kaldı elimde. Seride üçe geldim; iyi de gidiyor tekrara düşse de betimlemeler güzel. Öyle masalsı bir anlatım ki kanepede uyuyakaldığım çok oluyor. Dalmalarımda, Ata'nın sabah yedi olmadan uyanışlarının da payı var. Bir de alıçların; kayalıklar arasında bulunan alıç ağaçlarına ulaşmak için keçi gibi tırmanmak gerek. Bu da hayli yoruyor beni. Bu güz öyle çok alıç topladım ki ipe dizip kolye olarak boynumdan tek tek yemenin dışında, marmelatını da deneme niyetindeyim.



9 Eyl 2016

Yılkı

Yağız, doru, al, beyaz... Onlarca yılkı at, ovanın bir başından diğer başına alabildiğine koşuyor. Kâh sel yarıklarından tırmanıp tepelerdeki ağaç gölgelerine çekiliyor kâh yardan inip su kaynaklarının başında vakit geçiriyor.
Tuza ihtiyaç duyduklarını bildiğimden beş kiloluk sofra tuzlarından birkaç paket alıp vardım ovalarına. Suyun yakınlarına döküp çekildim. Yanlarına yaklaşmak mümkün değil, beni tehlike belleyip adımlarımı gözlüyor ve her defasında aksi yöne koşuyorlar. Aslında bu, mesafe koyup çekilmeyi yeğleyen uzlaşmacı bir tavır.
Onların bir sahibi yok, bundandır ki birbirlerini sahiplenmişler. Gruplar halinde yaşıyorlar. Eyerleri yahut yularları yok, ait oldukları yerde; doğadalar.





6 Eyl 2016

Hayvan Katli İbadet Değildir

Çevre yolunda önümde bir kamyon, kasasında tıkış tıkış bir sürü koyun birkaç gün içerisinde boğazlanacak. İnekler ayağından vinçle asılacak; huysuzlanan tekme yiyecek, kaçmaya çalışan bıçaklanacak. Bu konuda yazmak bile çok zor, her kelime ok gibi yüreğimde.

Yaşar Nuri Öztürk, İhsan Eliaçık, Eren Erdem gibi konunun üzerinde derin çalışmalar yapan isimlerden 'İslam'da kurban nedir?' başlığı altında bir şeyler derledim:

"Kurban kelimesi, kurb kökünden mastardır. Bu kökten türemiş meşhur bir kavrama sahibiz. Akraba kavramı... Akraba kavramı ile kurban kavramı aynı kökten türemiş olup, eş manalıdırlar. Kurban, kelime anlamı itibari ile, “yaklaşmak” manasına gelen bir kelimedir.

Kur’an-ı Kerim’i açıp, Arapça orjinalini incelediğinizde, “Kurba vel yetam vel mesakini” ifadesini her zaman yan yana göreceksiniz. Yetam ve Mesakin, yetim ve fakir demektir. Kurba ise, Allah’a yaklaşma olarak göze çarpar. Yani Allah’a yaklaşmanın yolu, yetim ve fakirlerden geçmektedir.

Hac Suresi Ayet 37: Onların etleri de kanları da Allah’a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O’na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirir ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah’ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara müjde ver.

Burada “kurba”nın anlam bütünlüğünü akseden bölümdür. Kuran’ı yapısı gereği, ayetin devamı da, “kurba” eyleminin uygulanış biçimini tarif etmektedir.  Allah diyor ki, "Onlar bana ulaşmaz, boşuna kesip durmayın. Ben sizden iyilik, doğruluk, dürüstlük, kardeşlik, merhamet, sevgi, bunları bekliyorum; karz-ı hasen, salât, zekât, ihtiyaç fazlasını verme, sermaye yığmadan kaçınma, isâr, birbirinize kendinizi feda etme, yoksulları gözetme, zayıfın elinden tutma, düşmüşü kaldırma, bunları bekliyorum, takva budur." Her yeri kan gölüne çevirdiğin zaman, Allah bundan mutlu oluyor değildir. İşin aslı buydu, sonra döndü dolaştı ve başka bir şeye dönüştü.

Allah'n emretmediği bir şeyi, Allah emrine dönüştürmek Nahl suresinde dendiği gibi Allah'a iftira etmektir.

Allah elbette bunları görüyor ve bu mazlum hayvanların acılarından doğan günahı bir öfkeye dönüştürerek bu toprakların üstüne geri gönderiyor. Kur'an'ın dinini ve onun tebliğcisini gerçekten tanıyanlar, şu söyleneni anlamakta en küçük bir zorluk çekmeyeceklerdir.

Gurbân kelimesi (g ile söyleminde) garip, gurebâ  aynı kökten gelen kelimelerdir. Garip, gureba kelimeleri, Kuran’ın kullandığı kavramlar.

Kurban, gariplerle, kimsesizlerle, yoksullarla, itilmişlerle, dışlanmışlarla, ötekileştirilmişlerle yakınlaşmak, onlarla hemhal olmak demektir. Peygamberimiz bu bayramda yani garip gureba ile yakınlaşma bayramında, sabah, bayram namazından sonra ilk yaptığı şey, ashab-ı suffa diye bildiğimiz, gariplerin, yoksul kimselerin, evsiz sahabelerin kaldığı yere gelip, onlarla bayramlaşmak idi.

Bayram günlerinde mezbahalarda, eli kanlı kasapların ağzından çıkan Arapça dualar eşliğinde yapılan iş, peygamberimizin hayatı boyunca hiç vuku bulmamış bir uygulama olması hasebi ile din dışıdır."

Yaşar Nuri Öztürk - Allah ile Aldatmak
Eren Erdem - Devrim Ayetleri, Şeytan Evliyaları
R. İhsan Eliaçık - Bana Dinden Bahset

1 Eyl 2016

Çanak Kurutan Yel

Uzak kaldım; iş gereği sürekli yeni metinler ortaya çıkarmak durumundayım, haliyle bilgisayar başında olmak sıkıyor beni. Müjde Abla gelip, "Nerelerdesin?" demese, ihmalkârdım bir müddet daha.

Eylülün ilk saatleri... Hava yine çok sıcak, geceleri klimasız uyunmuyor. Gündüzleri ise ara ara çanak kurutan esiyor; önüne kattığını kasıp kavurarak. Kırın suya hasret yerlerinde otlar iyice kurudu, her biri keskiye dönüştü sanki. Yürürken ayak bileklerim çizik içerisinde kalıyor. Yeşil alanlarda ise ağustos böcekleri, ağaçlara çokuşmuş; orman uğulduyor...