27 Eki 2016

Küçük Elma Ağacının Döngüsü

Aylardan mart ve sabahın ılık havası elma çiçeklerinin kokusu ile dolu. Tepemde bir kerkenez kuşu kanatlarını germiş uçuyor. Yaşamın akışı, doğada olağan ve sonsuz bir ahenk içerisinde sürüp gidiyor.

Günler uzamaya başladı ve yağmurlar daha yumuşak yağar oldu. Minik elma ağacının çiçekleri meyveye durdu.

Güneş, birkaç hafta içerisinde ağaçtaki tüm meyveleri hırpalamadan kızarttı. Elma yüklü cılız dallara kuşlar inip, pür neşe gagaladılar meyveleri. Küçük elma ağacı, yaşam döngüsünü sürdürürken kökünden filizine kadar her şey derin bir yaşama sevinci ve tatlılığı ile dolup taşıyordu.












18 Eki 2016

Babamın Bahçesi

Babam, Elbistan'ın bir köyünde doğmuş. Liseye kadar köyde çobanlık yapmış. Sonrasında yatılı okullar ver elini öğretmenlik. Siyasi sebeplerden uzun süre kente ataması yapılmadı; annem ile beraber hep dağ köylerinde öğretmenlik ve okul müdürlüğü yaptı. Her gittiğimiz köyde okulun arka bahçesi çiftliğimiz olurdu. Arakadan, kavuna kadar hemen her şeyi yetiştirirdik. Şehir tayinlerinden sonra bağa-bahçeye hasret kaldık. Apartman balkonlarında maydanoz, tere yetiştirirdi babam. Elinde tornavida saksı diplerini kazırdı. Toprağa hasret geçti yıllar.

Üç kardeş, nicedir aklımızda olan tarla fikrini eyleme döktük; babama bir sürpriz yapıp ormanın döşünde, dere kenarı bir bahçe aldık. Dün babamı bahçeye götürüp: "İşte baba burası senin. Gönlünce ek, biç; emek ver, hasat al."
Bir süre bir şey söyleyemedi, ağladı sadece. Dayanamadı çömeldi, toprağından bir avuç aldı; güzel sözlerle sarıldı bize. Babamın yapmak istediği şeyi yapıp, heyecanla bayır aşağı koştum: "Bak baba buraya salkım söğüt ekeriz, köydeki gibi altına bir sedir ya da çardak. Kıyılara kasımpatılar, öbek öbek marullar.."

Bahçenin çok işi var. Taşlar toplanacak, boylu boyunca çapa yapılacak, kenarlara çit çekilecek. Önceki sahibi bir sene boyunca su vermemiş. Ağaçların büyük bir kısmı kurumuş, kalanlar için az da olsa umut var. Ertesi günü bekleyemedik. Hemen su oluklarını açtık. Hazırlıksız olduğumuzdan epey bir çamura battık ama yaz kuraklığını yiyen ağaçların o içe kıvrık yapraklarının açıldığını görmeye değdi doğrusu. Bir sonraki sefere, lastik ayakkabılarla geleceğim. Boyuma göre, biraz zor ama, belki köylü pazarından bir de şalvar bulurum. Ailenin en deneyimlileri olarak babam ve ben ırgatlığı üstlendik, diğerleri de gurme olarak destek verecekler bahçe işine.





14 Eki 2016

Expo Antalya

Bütün yaz aklımda olmasına rağmen bunaltıcı havada çok randıman alamayacağımızdan sonbahara ertelediğimiz geziyi nihayet gerçekleştirdik.

Sergiler, parkurlar, gösteriler, oyunlarla Expo'nun çok dolu bir programı vardı. Daha çok Ata'ya hitap eden bölümlerle ilgilendiğimden etkinliklere pek zaman ayıramadım. Dünya bahçeleri adı altında ülkelere has yapılar, bitkiler, yemekler ve ürünlerin sergilendiği bir alan vardı, sadece orada biraz vakit geçirdim. Afrika ülkelerinin hediyelik eşya evleri çok ucuzdu. Sudan bölümünde bir cüzdan beğendim. Otantik ve çok sıra dışıydı. Yirmi beş lira yazıyordu. Yumuşacıktı derisi. "Gerçek deri mi?" diye sordum. "Evet deve derisi, bizim orada çok var." deyince bıraktım hemen yerine. "Sizin için yirmi lira." dedi inci dişli zenci kardeşim. Hakiki deri kullanmadığımı izah ederek başka şeyler aldım. Hindistan'daki kokular da muhteşemdi bol bol tütsü aldım, hı bir de kırmızı bez çanta. Öyle sevdim ki hemen taktım, ne tatlı.

Teması, çiçek ve çocuk üzerine kurulu bir alanı gezmek Ata da beklediğim ilgiyi uyandırmadı. Çocuk adasındaki etkinliklerin hiçbirine katılmadı. Diğer çocuklar çizgi film kostümü ile gezen tiplerin etrafını sararken Ata, yanlarına dahi yaklaşmadı. Hediye edilen balonlardan, oyuncaklardan almadı. Trafik eğitim parkuru dikkatini çekti ama orada da alt yaş sınırı altı idi. Bir de bilim merkezini sevdi. Çok küçük olmasına rağmen olan biteni anlatmaya çalıştım. Tam Ay dedenin arkadaşlarından girmiştim mevzuya, "Anneciğim space shuttle var mı burada?" diye sordu. Nasıl da hafife almışım topiği. Tüm iş makinelerin İngilizce ve Rusçalarını uzun zamandır biliyordu fakat uzay araçlarını ne ara öğrendi bilemiyorum. Uzay belgesellerini Ata'nın yanında izlediğimi hatırlamıyorum, genelde o uyuyunca bir şeyler izliyorum. Bir defasında beraber kağıt havlu rulosundan mekik maketi yapmıştık. Belki o esnada söylemiş olabilirim. Çocukların hafızaları ne temiz, iyi sürülmüş toprak gibi. Sanıyorum yalnızca doğru tohumu serpmeli.














12 Eki 2016

Dalgacı Tatliş

İlk fotoğrafı çekerken: "Dalga geliyor, hızlan!" diye seslendim, oralı olmadı.
İkinci fotoğrafta kadrajda yok; artistlik yapıp uyarımı önemsemediğinden dalga kendisini yutup dibi boylattı.
Üçüncüsünde ise deniz, çeri çöpü püskürtür gibi bizimkini attı dışarıya. Balina misali karaya vurdu tıfıl.
Yine de zalım dalgalar Datluş'u yıldıramadı, cumburlop yeniden suya.







4 Eki 2016

Avluda Asmalar

Bu yıl yaz, gitmek için pek telaşlı değil. Günler kısalmasına rağmen Güneş batmaya yakınken bile aynı yakıcı etkiyi göstermekte. Öğle saatlerinde çevrede dolaşırken soluklanabileceğim bir yer arıyorum. Terk edilmiş eski evlerden birinin bahçe çitine yöneliyorum. Çeper bağlantısını sağlayan demir parçalar, yağmurlardan paslanmış; tahtalar şişmiş. Çitin kapısı, tok bir gıcırtıyla açılıyor. Diğer evlerde olduğu gibi bu evde de birkaç metrelik avlu ve yaşlı bir üzüm asması var.
Köhne çardağa sarılmış asma yapraklarının lime lime olan yamalı gölgesinde bir süre dinlenip, kimisi kurumaya duran salkımlardan bir tane koparıyorum. Geciken hasat, üzümü pekmezlik yapmış; şırası boğazımı yakıyor...