10 Ağu 2017

Sarı Ahududu

Altın ahududu olarak da bilinen ahududu çalısı, bahçe çitlerimizde uzuyor. Meyvelerin, tatları baldan öte. Ekşinin en ufak tonu yok. Sıcak hava, olgunlaşan ahudutlarını hemen pörsüttüğünden dalında bozulmuş meyveler de görüyoruz. Bu durum en çok bahçeye dadanan kuşlara yaradı. Çalıya konmaları kolay olmasa da ara ara gelip ahudutlarını gagalıyor minnoşlar.




2 Ağu 2017

Rulodan Anıtkabir Yapımı

Ata ile evde sıklıkla etkinlik yaptığımızdan kağıt ruloları saklıyorum. Okul öncesi etkinliklerinde bu tür geri dönüşüm malzemeleri çok işimize yarıyor. Bu defa maket Anıtkabir yapmaya çalıştık. Rulo sütunları parmak boya ile boyayıp, yapıştırdık. Bitiminde Ata çok sevindi. Önce bir müddet başköşede sergiledi, ardından çevresine oyuncak askerler dizip 'Atatürk'ün evini koruma' temalı oyunlar oynadı.



26 Tem 2017

Ihlamur Mevsiminde Mudurnu

Saçak saçak yerlere sarkan ıhlamur çiçekleri, kıvrımlı dar sokaklar, ahşap oymalarla süslenmiş tarihi konaklar... Mudurnu küçük ve çok sevimli bir yer. Ufak çarşısında gezerken, tanıdık simalar arasında kendini belli eden yabancılar olmamıza rağmen dönüp bakanımız olmuyor. Burada ahilik anlayışı sürdürülmeye çalışılıyor. Bu öyle belli ki esnaflar, birbirlerine ve misafirlerine karşı büyük bir saygı içerisinde. Kimse bir şey satmaya çalışmıyor. Sadece gülümseyip, "Hoş geldiniz" diyorlar. Aslında bu misafirperverlik Mudurnu'nun genelinde böyle. Otobüs durağında oturan bir dede mesela, yanından geçip giderken "Hoş geldiniz." deyiveriyor.

Mudurnu öyle durağan ki sanki zaman bir yerde takılı kalmış, ilerlemiyor. Bir konağın fotoğrafını çekerken, cam önünde oturan tatlı teyze gülümsüyor. Elimle işaret ediyorum, "Fotoğraf çekebilir miyim?" diye. Kafasını sallıyor yavaşça. Bu yavaşlık, bu sadelik içine alıyor beni.

Aynı hislerle Göynük'e gidiyoruz. İki yer arası bir saatten az, coğrafya aynı lakin Göynük'e adım atar atmaz kafalar dönmeye başlıyor. Baştan aşağı süzmeler, fısıldaşmalar. Bu iki Bolu ilçesini birbirinden ayıran en önemli fark, belediye başkanlarının mensup oldukları parti. Mudurnu CHP, Göynük AKP'den. Mudurnu'da hemen her yerde Atatürk posteri varken, Göynük'te hiçbir ilinti kuramadığım Melih Gökçek afişleri. Mudurnu, çiçek bahçesi; Göynük pastahanesinde bile kara sineklerin uçuştuğu, kepçe ve damperli kamyonların işgal ettiği bir inşaat sahası. Bırakın tarihi dokusunu korusun sokaklar, bitmek bilmez bir asfalt aşkı var adamlarda.

Neyse sinirlenmeden bitireyim fakat öncesinde kaşık sapı mantısına değineyim. Mudurnu - Göynük yöresine ait bir yemek. Benim gibi et yemezler için harika bir seçenek. Yoğurtla hazırlanıp kurutuluyor. Sonrasında normal mantı gibi pişiriliyor. Lakin üzerine herhangi bir sos dökülmeden servis ediliyor. Ben oradayken, pazar kurulmuştu ev yapımı erişte, kaşık sapı mantı ve bu mantının üzerine serpilen keş peynirinden aldım. Keşke daha fazla alsaymışım. Kurutulmuş olunca kaç pişirimlik olduğu anlaşılmıyor. Alanya'ya döndükten bir hafta sonra stok tükendi. Annemle kurutulmuş halini yapmayı deneyeceğiz. Püf noktası bilen varsa, alırım bir dal.













23 Tem 2017

Sünnet Gölü Tabiat Parkı

Sünnet Gölü, yer aldığı derin vadinin bir heyelan sonucunda tıkanması ile oluşmuş. Burası tabiat parkı olarak geçse de girişteki gişeler kapalı. Herhangi bir ücret alınmıyor. Göl kenarında bir otel var. Konaklayabilir ya da bir şeyler atıştırabilirsiniz. Biz yalnızca çayır çimen gezip, yön levhalarını inceleyerek gölden ayrıldık zira Ata'nın bu sıralar ilgi alanı trafik işaretleri. Dedesinin eskiden çalıştığı sürücü kursuna ait bir kitap bulması ile daha da tetiklendi her şey. Görsel testleri çözüyor. Hayata uyguluyor, örneğin salondan mutfağa dönerken "Anne dikkat, u dönüşü yasak." diye uyarıyor serseri. Sünnet Gölü üzerindeki yön levhasının ateş altına tutulup, yere serildiğini görünce de epey öfkelendi. Tekrar yerine takmaya çalıştık. Sonra tüm gün söylendi durdu. "Neden bu kötü insanyay tabeyayı kıymış? Bak ateş yapmak yasaktıy işayeti vay ama kötü insanyay dinlememiş hep hep hep mangal yapmış." 





20 Tem 2017

Çubuk Gölü

Çubuk Gölü, Göynük'e giden yol üzerinde aynı adı taşıyan bir köy içerisinde yer alıyor. Sapaktan dönünce karşınıza bozuk bir yol çıkıyor. Toz kalka kalka bir süre ilerlemek durumundasınız. Buralar pek keşfedilmediğinden senesinde içe göçen yolları ile övünenlerin henüz el sürme imkânları olmamış. Dilerim hep böyle saklı kalır zira turizmi ağaç kıyımı sananlar var.








17 Tem 2017

Abant Faytonları

Boyunlarında çanlar; morlara, allara bezeli eyerleri,  kırbaç altında dört nala koşuyor atlar. Arkada beş kişi, kucaklarda çocuklar şarkı söyleyip, keyif çatıyor. Biriyle göz göze geliyorum, bakışlarımda kallavi bir küfür.

Canım sıkkın göl kenarında biraz dolaştıktan sonra, faytonların beklediği alanlardan birine denk geliyorum. "Buyurun gezdirelim abla." diyor sivri suratlı bir seyis. Düşünmeden hınç ile dalgalanıyorum: "Atların ömründe yıl çalayım diye mi?"*

Adam afallamış, biraz duraksadıktan sonra: "Abla bizde plakasız fayton çalışmaz." diyor manasızca. Kenarda iplikleri çıkmış yolluk üzerinde oturan bir amca ayağa kalkıp yanımıza geliyor. "Atların su yalakları nerede?" diye soruyorum ortaya. Sivri suratlı, dudağın ucunda gülümseme aklınca bilgi satıyor: "Atlar yemek - su üstüne koşarsa çatlar."
"O halde milli park kapanana kadar bir şey yedirip içirmiyorsunuz." 
"Yerse, çatlar hanımefendi." Sivri, tutumumu görünce ablalıktan hanımfendiliğe terfi ettiriyor beni. "Yazık, tüm gün aç susuz kalan atların sırtından yemek yiyorsunuz!" Çatlak sesiyle amca giriyor söze: "Kızım, benim atlar yayılıyor tee şurada." Ağaçlar altında yularsız gezinen atlara bakıyorum. Amca devam ediyor: "Ben de arabacıydım, ekmek parası başka işten anlamam. Bir gün hayvanlardan biri koşamaz oldu, stepnede at da yok. Mecbur kaldım, gebe atı sürdüm. Yolda kaykılıverdi. Araba devrildi. Hayvan da öldü doğmamış tayı da. Hem malımdan oldum, hem canım sızladı. Sattım, savdım arabayı ama işten, attan ayrı kalamadım geldim şimdi yine köyden aldığım atları çayıra saldım. Burada isteyenleri bir tur -iki tur ata bindiriyorum. Hayvan kapasitesinin üstüne çıkmıyor, yorulmuyor. Ben de çok şükür yevmiyemi çıkarıyorum." Amca, günah çıkarırken arkalardan bir ses, "Hoop Gaşım!" diyerek,  Sivri'yi çağırıyor.  Yeni müşteriler, yağlana ballanaa faytona bindirilirken amca devam ediyor. "Bu ceketsizler atçılık ne bilmez, dört tekeri takan at koşuyor. Belediyeye parayı veren plaka alıyor, ehliyet alıyor. Bıraksan eşeği dehleyemez bunlar."

Konuşmamızı gelen geçen, pazarlık eden fayton müşterileri tanıklık ediyor. Kulaklarına atlarla ilgili merhamet sözleri çalındığı halde binmekten tek vazgeçen olmuyor. Bütün bunları bilip de "Aman ben binince mi ölecek" anlayışıyla rahatına bakmak niye? Keyifse göl kenarında yürümek daha güzel ya da bisiklete binmek.

Abant'a giriş ücreti 12 lira, bisiklet kiralamanın saati 11 lira, faytona binmenin vicdan azabı ise bedelsiz.

*Bir yerde okumuştum. Atlar yaklaşık 25 yıl yaşarmış fakat fayton çekmeye başlayan bir at en fazla 2 yıl içerisinde hayatını kaybedermiş.







13 Tem 2017

Fenerbahçe Topuk Yaylası Tesisleri

Ata, Fenerbahçeli basketbolcuları sırt numaralarına varana kadar ezberlemişken, futbolculardan pek isim bilmiyor. Topa ayakla vurduğunda "Alex vurdu gol!" diye bağırıyor evladım. Benim izimden maziyi yaşamasın diye bu sene yavaş yavaş futbol dozu vermeye çalışıyorum.

Kaynaşlı'daki Fenerbahçe tesisleri ciğerleri patlatacak kadar temiz havaya sahip bir yerde konumlanmış. Yanı başında pırıl pırıl bir gölet var. Yürüyüş yolları, çiftlik hayvanları ile otele tam bir orman havası hakim. Yaylaya ulaşmak biraz meşakkatli olsa da buna değer. Takım, kamptayken tesiste olma şansı yakaladık. Yağmurlu, kararsız bir havada kramponluları izlemek Ata'nın oldukça hoşuna gitti.









10 Tem 2017

Sis Altında Gölcük

Bir dönem, TRT'nin yayını kesintiye uğradığında farklı manzaralar içeren kartpostallar gelirmiş ekrana. Bunlardan birisi de göl kıyısında yer alan bir ev görüntüsüymüş. Sözü geçen bu muhteşem ev, Gölcük'te yer alan konuk evi. Konuk evi diyorum ama kapıları yalnızca devlet erkanına açık.

Yaz ortasında üşüyerek gezdiğim Gölcük'e sis inmişti. İnsanı içine çeken bu karanlık, aklıma 13.Cuma filmini getirdi. Malum, film göl kıyısında bir evde geçiyor. Göl ve orman bu haliyle Jason için adeta devam filmi niteliğinde.