31 Ara 2017

Mutlu Yıllar

İki bin on sekiz mutlu geç. Sağlık dolu, huzurla geç. Yen şu kibri, doymazlığı; barış getir. Merhamet doldur yürekleri. Sultanların sürdüğü saltanat yeter, günlerin yenilesin gezegeni...




25 Ara 2017

Günler

Nasıl da değişti her şey. Bir anda. Tatliş, toparlandı derken tepetaklak oluverdik yine. Gece kanaması oldu. Durduramadım. Veterinerini aradım. Burada 24 saat açık bir klinik yok. Hayvan hastanesi yok. Koray Bey, saate bakmadan evinden geldi. Kliniğe götürdük. Kanamayı durduran iğneler yaptı. Serum verdi. "Ameliyat şart." dedi. Antalya'ya götürüp orada yaptırmamız gerekiyor. Yaşlı ve kalp sorunu olduğu için anesteziye dayanamama riski çok yüksek. Bu ihtimal beni delirtiyor.                                                                                                                                                       21 Ara '17


Tatliş iki gündür kliniğe gidip, serum alıyor. İğnelerini olup, bitkin halde kucağımda eve dönüyor. Kanaması azaldı ama bitmiyor. Bir olasılık, "İltihabı kurutabiliriz." diyorlar. Belkiler ve ihtimaller arasında sıkışıp kaldım.                                                                                                                                                                                                            23 Ara '17


Tatliş'in hastalığından dolayı biraz pimpiriklik var sanırım üzerimde. Halıları yıkamaya verdim. Paso temizlik yapıyorum. Akşamüzeri adamın biri geldi kapıya, ustaymış. Su borusunda kaçak olup olmadığına bakacakmış. "Kusura bakmayın sizi eve alamam." dedim. Yönetici ve alt kattaki Ukraynalı kadın ile yeniden geldi. Mutfak duvarlarını kontrol etti. "Bir şey anlaşılmıyor." dedi. Nasıl bir bakış attıysam. Sadık Amca, "Burcu seni daha fazla rahatsız etmeyelim belki genel su borularında sorun vardır oraya baktırayım kızım." deyiverdi. Alt dairenin duvarı nemden kabarmış. Bizde görünen bir şey yok. Kaçak tespit cihazı varmış. Dedektör gibi bir şey. Duvarı kırmadan suyun nereden sızdığını bulabiliyormuş. Sadece bir duvarı taramak beş yüz liraymış. Şaşırmışlar herhalde. Tamirat kısmı ücretin tamamen dışında. Yarın sabah dedektörsüz ustalar gelip, mutfaktan tek fayans kaldırarak bakacaklar sorun bizdeyse, yaptıracağız. Değilse alttaki Ukraynalının canı cehenneme. Tatliş'in stres olmaması gereken günlerde bu tamir işleri çıktı ya. Ne biçim talihim var benim!                                                                                                                                                                                             24 Ara '17


O kadar gerginim ki. Son mutlu olduğun anın üzerinden bir hafta geçti. Arabada ellerim saçlarımdaydı. Annem "Ne oldu?" dedi. "Bilmem dolaşmış sanırım." dedim. Annemlere geldiğimizde, "Saçlarını tarayayım mı?" diye sordu. Bunu yapmayalı yıllar olmuştur. Önüne oturdum. Taradı. Parmakları, saçlarımın arasındayken nasıl da huzur doluydum. Çocukken hep kısacık keserdi saçlarımı. Örmek ya da toplamak için uğraşmak istemezdi. Belki de ondan özlemim. Hep çalıştığı için onu fazla göremiyorum ve gördüğüm zamanlarda da aklı bende değil gibi. Yöneticilik yaptığı okulun whatsapp gruplarında ideal öğretmen olmaya devam ediyor. İşi ön planda. Bu hep böyle olmuştu. Annemi çok özlüyorum.
                                                                                                                                                                    25 Ara '17

18 Ara 2017

Küçük Eylemciler

Geçtiğimiz günlerde Çocuk Hakları Haftasına özel Ata'nın okulunca düzenlenen bir eylem vardı. Çocuklar, hakları için yürüdüler. Bunu yaparken kendi seçimleri doğrultusunda farklı kostümler giydiler. Çocuk istismarları, çocuk gelinler, çocuk işçiler için slogan attılar. Hoşuma gidense bu sözlerin altında yatanı ezberlemeleri değil, idrak etmeleri oldu.





9 Ara 2017

Tatliş

Günlerdir buralara uğrayamadım. Köpeğim Tatliş, ilkin hafif üşüttüğünü sanmıştım. Veterinere götürdüm iki gün antibiyotik tedavisi uyguladılar. Sonra durumu iyiydi. Onu annemlere bırakıp Ankara'ya gittim fakat her şey daha da kötüye gitti. Ankara'dan apar topar döndüm. Gece sadece burnundan nefes alabildiğini ve sürekli titrediğini gördüm. Günün ilk ışıkları ile soluğu veterinerinde aldık. Röntgen çekildi. Ciğerinin üzeri enfeksiyon ile kaplıydı. Kalp atışlarında aritmi gözlemlendiği için bir de kalbe baktık. Kalpte büyüme vardı. 10 cm olması gereken çeper 12 cm idi. Köpeklerde kalp büyümesi ani ölüme sebep oluyor bunu daha evvel duymuştum. Genç yaşlardaki köpekler bile bu duruma dayanamazken benim 14 yaşına basmak üzere olan pasnavurum bunun üstesinden nasıl gelir? Çalışan dört veteriner hekim ayrı ayrı kalbine baktı. İstişare ettiler, sağ olsunlar çok ilgilendiler. Bir yandan tedavi programını söylerken diğer yandan hazırlıklı olmam konusunda konuştular. Kalp büyüdüğü için yeterli pompalamayı yapamıyor içeride ödem atılamıyordu bu da bünyesindeki enfeksiyonun hayati risk taşıdığını gösteriyordu. Tatliş'in on senedir veterineri olan Koray Bey hekimlik hayatında gördüğü en yaşlı pekinesin Tatliş olduğunu, epilepsi hastası olduğu halde bu yaşa kadar bakabildiğim için çok mutlu olmam gerektiğine dair teselli cümleleri kuruyordu.

Boynundan aşağısını hareket ettirmeye gücü kalmamış köpeğime sarılarak ağlamaya başladım. "Şimdi değil, şimdi değil beni bırakma sakın." sürekli bunları tekrarlayarak ağlıyordum. İğneler, haplar, kucağımda battaniyeye sarılı titreyen küçüğüm. Hava kararmak üzereydi, eve dönerken Tatliş ile yaşadığım her an, her an gözlerimin önünde toz bulutu gibi dağılıyordu.

Eve geldim. Kaslarını tutamıyor, yürüyemiyordu. Kucağımdan bırakır bırakmaz çişini yaptı. Kucağıma yapmamak için yol boyunca tuttuğunu görünce daha da üzüldüm. Sağdan sola bile dönemiyor, boğulur gibi sesler çıkarıp devamlı öksürüyordu. Hiçbir şey yemedi. Ben de öyle. Tüm gece gözünün içine baktım. Nefesini dinledim. Yanında ağlamayıp, onun yaşam mücadelesini yitirmemesi için moral vermeye çalıştım, konuştum, yapacaklarımızı anlattım. Bir hafta bu şekilde geçti. Her sabah veterinere götürdüm üç iğne oldu. Haplarını içirdim. Sonra bir şeyler yemeye çalıştı. Sonra ayağa kalktı, yürüdü, havladı. Kızım geri döndü. Bu sabah kliniğin kapısından girdiğimde öyle neşeli "Günaydın" demişim ki hemen "Atlattı mı?" dediler. Pofuduğumun tedavisi devam ediyor. Enfeksiyon tamamen temizlenene kadar iğnelerini olacak. Ancak kalp büyümesini durdurmak için bundan sonraki yaşamı boyunca sabah-akşam hap içirmek zorundayım. Bir tabletini bile asla atlamamalıyım. Merdiven çıkmayacak, uzun yürüyüşler yasak. Heyecanlanmak yok. Zaten epilepsi olduğu için stresten uzak tutuyordum ama şimdi daha dikkatli olmalıyım. Birden müziğin sesini açmak ya da "Gool!" diye bağırmak yok. İçimden sevinirim, içimden üzülürüm. Ona yansıtmam.

Benim dünyalar güzelim, basık burunlum, kollarımda büyüttüğüm, bana endişe ve korku dolu bir hafta yaşattı ama atlattı. Hatta klinikteki yeni mezun stajyer kız, veterinerimize dönüp "Hocam bu yaşta bu nasıl mümkün oluyor?" diye sordu. "Mucize gibi." diyerek gülümsedi hekim. Ben biliyorum, şimdiye dek el uzattığım kimsesiz hayvanların, başını okşadığım köpeklerin armağanı bu dönüş. Cebimdeki son parayla mama aldığım hatta yanımda hiç para yokken tanımadığım bir markete girip "Parayı birazdan getireceğim, şuradaki zayıf köpek gitmeden salam, sosis alabilir miyim?" diye utanarak sorduğum, kendim aç kalsam bile yapamayacağım bir hareketi sahipsiz bir köpek için yaptığım için, yağmurdan sonra ezilmesin diye yoldan alıp çimenlere koyduğum salyangozlar için, yanlışlıkla çantama çıkan karıncayı yuvasına tekrar götürmek için sıcakta yokuşları tırmandığım için, iyilik olsun diye değil, zorunlu hissettiğim, hesabını kitabını tutmadığım, karşılık beklemediğim için bu dönüş. Tüm o canların teşekkürü belki de.