30 Mar 2017

Yaşlı Ağaçlar Gibi

Taşımalı eğitimle beraber kapanan okullardan biri var yakınlarda. Pas tutmuş kapısı, dökülmüş duvarları, yalnız kalan Atatürk büstü. Ara ara Ata ile çıkıp, yol olmadığından tırmanmak gerekiyor, bahçesinde vakit geçiriyoruz.
Bir çoban var, dün rastlaştık. Haydar Amca, bizi bahçede görünce yakınlarda otlattığı sürüsünün üzerinden baktı bir süre. Fotoğraf çekerken geldi yanımıza. Alanya yörük şivesi ile söyledi:

"Otları uzayıverdiydi biçip topladım."
"Koyunlar için mi?"
"Estağfurullah. Otlar heykeli kaplayıveriyordu bileyon mu, o vakit elemleniyordum ben de. İlazım bize o. Devlet gele alana dek garsaklar* gibi dursun burada."

*Yaşlı ağaç



27 Mar 2017

Bahçede Sabah

Yaz sebzeleri ektik. En çok da fasulye. Ne zahmet! Önce çapala, taşını topla, havalansın, tek tek fasulyeleri yuvalarına at, ört toprakla, sula. Bitmek bilmedi; çok yordu, çok acıktırdı. Boş börekleri, bahçeden topladığım otlara katık edip, yedim. Odun üzerinde kaynamış sudan içtim kahvemi. Sofra afili değildi belki ama ete, süte değişilmez güzellikteydi.

Güneş henüz yakmazken, ekinlerin kıyısına boylu boyunca uzanıp; çabalamanın, emek vermenin getirdiği o tatlı yorgunluk üzerine Sait Faik'ten birkaç sayfa okumanınsa derin bir huzuru vardı.






22 Mar 2017

Sistemsiz ve Kanunsuz Başkanlık Sistemi


Akşam gazetesinde Amerika'daki başkanlık sistemine benzer bir sistemin ülkede uygulanacağı yönünde bir yazı yayınlanır. Bu yönde dedikodular artınca, Atatürk bazı mebuslar ile bir toplantı düzenler.

"Arkadaşlarımız içerisinde başvekillik yapacak çok kişi vardır fakat benim başvekil olmam gerekirse bu görevi alçakgönüllülükle kabul ederim. O durumda benim aynı zamanda cumhurbaşkanlığını üzerimde bulundurmamın yasal imkanı yoktur. Bu yeni durum halkımızın kafasını karıştıracaktır.
Amerikan sistemini memleketimizde uygulamayı hiç aklıma getirmedim. Sistemsiz ve kanunsuz tarzda cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığı birleştirmeyi asla düşünmedim ve düşünecek bir adam olmadığım bütün milletçe bilinir."

 *        *           *

1930 yılı baharında Atatürk bir yurt gezisinde yol boyunca halk ile temas ediyordu. Antalya'ya vardığımızda dönüp 
bana (Hasan Rıza Soyak): "Bunalıyorum çocuk. Büyük bir acı içerisinde bunalıyorum. Görüyorsun ya her gittiğimiz yerde bitmeyen dertler ve şikayetler dinliyoruz. Her yer derin bir yoksulluk içerisinde. Uzun yıllar, bir takım bilinçsiz yöneticilerin elinde kalan bu cennet memleket işte bu acınacak duruma düşmüş. Memurlarımız henüz istenen düzeyde ve karakterde değil. Çoğu görgüsüz, yeteneksiz ve şaşkın.  Zavallı halkımız ise bir sürü batıl görüş ve inanışın etkisi altında uyuşup kalmış. Bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin Hasan? Halkımızın her şeyi başta bulunanlardan bekleme alışkanlığı. İşte bu zihniyetle herkes büyük bir tembellik ve rehavet içinde. Önce kafaları bu köhne, geri, uyuşturucu düşünce ve inançlardan temizleyeceksin. Sonra yetkili ve enerjik insanlarda oluşan bir devlet mekanizması kuracaksın. Bu makinenin başında halkla birlikte çalışarak kaynaklarımızı işleteceksin. İleri medeniyetler düzeyine erişmek için bir nesilde bu işleri tamamlamak imkansızdır. "

Hasan Rıza Soyak Atatürk'ten Hatıralar s.417
Hıfzı Topuz Atatürk Sesleniyor s. 24

14 Mar 2017

Ölmeyenin Baharı

Ben bir tepenin üzerindeyim ve sana bunları yazıyorum. Düşümde bu gece, bir kavgaya atılıyorduk. İkindi aydınlığıydı ve sen siyah üzerine haki giyinmiştin. Gönlümüzde bir ülke vardı; fikir cellatlarının olmadığı, ulusun bir duvar gibi beraber ve ayakta olduğu bir ülke. "Buradayım." demiştin, "Tutuşturacağız karanlığı."
Uyandım... Hâlbuki ne sahiciydi sesin, kaşlarını kaldırarak söz verişin.

Daha yatamadım. Evden çıkıp, yürüdüm patika boyunca. Bir tepenin üzerine çıkıp oturdum. Yemişi olmayan kara ağaca yasladım sırtımı.

Omzumda ılık bir rüzgâr, toplayıp savuruyor ormanın tohumlarını. Ovada körpe çiçekler kıvıl kıvıl bir hale. Doğuyor işte ölmeyenin baharı...